Gaffar Okkan Polis copunun soğuk yüzü değil; Cumhuriyet’in sıcak yüzüydü… Güneydoğu’da görev yaptığı sırada halka kendini sevdirdi. Önce o halkı sevdi. Halka insanca yaklaştı. Kapısı herkese teklifsiz açıktı. Kardeşlik çözümünden yana, yurtsever bir polisti. Onun ölümünün üzerinden on bir yıl geçti; mücadele ettiği örgüt ise elini kolu sallayarak geziyor. Kemiklerini sızlatırcasına…
Atatürkçü halk çocuğuydu
17 Ocak 2000 günü İstanbul’da yapılan Hizbullah operasyonu sonrası gazeteci Ruşen Çakır’a söylediği şu sözler onun ölümünün ipuçları gibidir: “Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!” Yakınları ekliyor: “Atatürkçüydü. Çok kitap okur, iyi eğitim görmüş, yurtsever bir devlet memuruydu!” Tıpkı Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis gibi… Zaten bir 24 Ocak günü katledilmişti.
Okkan'a yirmi kurşun sıktılar
Son derece iyi korunuyordu. Diyarbakır Şehitlik semtindeki Emniyet Müdürlüğü’nden ayrılmış konvoyu ilerliyordu. Önde ve arkada eskort. Ayrıca makam aracının arkasında da koruma ekibi… İlk saldırı 500 metre ileride şehitlik yakınlarında yapıldı. Burada koruma ekibi etkisiz hale getirildi. İçindekilerin hepsi öldürüldü. Okkan’ın aracı ve eskort hızlandı ancak onlar da 100 metre ileride bombalı ve silahlı saldırıdan kurtulamadı. Saldırganlar en az 10- 15 kişilik bir ekipti. Çok iyi hazırlanmışlardı. Her sokağın başında polisin olduğu bölgede en önemli kişiye saldırı yapıyorlardı. Hiçbiri de vurulmadan hedefi vurarak kaçmıştı! Sıfır hata… Okkan ve 5 arkadaşı şehit olmuştu. Okkan’ın vücudundan 20 kurşun çıkarıldı…
Çok iyi eğitilmiş ekip işi
Olay sonrası açıklama yapan bir uzman şunları söylüyordu: “Ortada bir silahlı çatışma yok. Şoke edici bir saldırı var. Silahlar olağanüstü iyi kullanılmış. Kentin en kalabalık caddelerinden birinde, ‘nokta vuruşu’ yapılmış. Yoldan geçerken yaralanan hiç kimsenin olmayışı da bunu gösteriyor. Saldırının hedefi, yıllardır OHAL bölgesinde görev yapan ve silah kullanmayı Hizbullahçılardan çok daha iyi bilen ve her an bir saldırıya hazır olan koruma polisleri ve korudukları il emniyet müdürü.”
Devlet halk kaynaşmasını sağladı
Gaffar Okkan’ın cenazesi bölgeyi ve Türkiye’yi birleştirdi. Askerler de cenazeye katılmış ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne taziyede bulunmuştu. Saldırı, Emniyet-Ordu yakınlaşmasının da olduğu günlerde gerçekleşmişti. Bunun da ötesinde Okkan, bölgede ayrılıkçılığın önüne geçecek faaliyetlerde bulunuyordu. 1998 yılında geldiği Diyarbakır’da ilk işi terörle mücadele şubesinde bulunan ve çete düzeni kuran bin 800 polisi ihraç etmek olmuştu. Halkla devleti kaynaştırıyor, yüzleri Türkiye’ye çeviriyordu.
Okkan’ın önemli bir özelliği de 17 Ocak 2000’de gerçekleşen Hizbullah operasyonunun temelini atmasıydı. Yaptığı çalışmalarla örgütün şifrelerini çözmüştü. Batı destekli ajan örgütlenmesi içinde olduklarını saptamıştı. Bunu da gazeteci Ruşen Çakır’a ölmeden önce açıklamıştı. Çakır’ın Cumhuriyet gazetesinde 25 Ocak 2001 günü yayımlanan haberi şöyle devam ediyor: “...Okkan, casusluk derken hiç de ilk akla geleceği gibi İran’ı kastetmiyordu. İran bağlantısını kabul etmekle birlikte Hizbullah’ın arkasında aslında birtakım Batılı ülkeler olduğunu düşünüyordu. Diyarbakır’a geldikten sonra, Hizbullah tarafından oğlu kaçırılan bir babanın şikâyeti üzerine örgütün üstüne gitmeye başlamış, bütün personelini toplayıp onlara Hizbullah’ın üzerine gitme kararlılığını aktarmış. Okkan’a göre devletin Hizbullah’a darbe indirmesinin başı, 1999 Mart ayında Abdülaziz Tunç’un teslim olup Mardin’deki örgüt arşivini vermesi olmuştu. Okkan, burada elde edile bilgiler ışığında yaptıkları operasyonda trafik polislerini bile seferber etmişti.”
Hizbillah bilgi bankası
Okkan ölmeseydi saptadığı 26 tetikçiyi daha bulacaktı. İstanbul’daki operasyon sırasında gizlice İstanbul’a gelmiş ve operasyonu izlemişti. İstanbul'daki büyük operasyon, Diyarbakır’da bulduğu bilgiler doğrultusunda yapılmıştı. “Örgütün belini kırdık” diyordu. Sansasyonel eylemi de beklediğini söylüyordu. Bir de eklemişti: “Devlet büyük oranda Hizbullah’ı kontrol altında tutuyor.” En önemlisi de elinde ‘Hizbullah Bilgi Bankası’ vardı. Acaba bugün kimlerin elinde… Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Okkan için 'oğlum gibiydi' demişti. Saldırganların yurt dışında eğitim aldığını ve Türkiye'nin bölgedeki gücünü kırmak isteyen güçler tarafından kullanıldığını Aydınlık'a anlattı. Ekliyor: "Okkan’ın, Hizbullah terör örgütü üzerinde yoğun bir çalışması vardı. Arşiv bilgilerine ulaşmış ve bunları analiz ederek örgütü çözmeye çalışıyordu."

Bu yazı toplam 431 defa okunmuştur.