• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344

    Evlatlarını kaybetti, depremle mücadelesini Meclis'e taşıdı

    16.08.2012 17:23
    Evlatlarını kaybetti, depremle mücadelesini Meclise taşıdı
    Kocaeli'de, 17 Ağustos 1999 depreminde 2 çocuğunu kaybeden AK Parti Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, Meclis çatısı altında kaçak ve hasarlı yapılara karşı mücadelede etkin görev alıyor.
    Evlatlarını kaybetti, depremle mücadelesini Meclis'e taşıdı Evlatlarını kaybetti, depremle mücadelesini Meclis'e taşıdı Evlatlarını kaybetti, depremle mücadelesini Meclis'e taşıdı

    Marmara depreminde Başiskele ilçesindeki evinin yıkılmasıyla Merve (9) ve Tuba (10) adındaki kızını kaybeden ve eşiyle enkaz altından yaralı kurtarılan Şeker, 2011 seçimlerinde Kocaeli'de milletvekili seçildi.

    Şeker, olası depremlerde oluşabilecek olumsuzlukların önüne geçmek için TBMM Bayındırlık ve İmar Komisyonu üyeliğine seçilerek aktif görev üstlendi.

    İlyas Şeker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, evinin bulunduğu binanın enkazından kendisi ve eşinin yaralı kurtarıldığını ancak enkaz altında kızlarının da arasında olduğu 8 kişinin öldüğünü söyledi.

    Çok büyük acılar yaşadıklarını anlatan Şeker, ''Yaşanan acılardan çıkardığımız çok dersler oldu. Bundan sonra depremlerde insanlar ölmesin, babalar anneler çocuklarını, çocuklar anne ve babalarını kaybetmesin diye mücadele ediyorum'' diye konuştu.

    Yüksek harita ve kadastro mühendisi olması nedeniyle TBMM'de görev yaptığı süre içerisinde, binaların denetimini çok önemsediklerini anlatan Şeker, depremde yıkılan binaların büyük bir çoğunluğu ruhsatlı ve iskanlı olmasına rağmen denetim eksikliğinden dolayı kontrolsüz ve bilinçsizce yapıldığına işaret etti.

    Şeker, hiç tanımadıkları, mesleki deneyim ve tecrübesinin ne olduğunu bilmedikleri kişilerin, projelere attıkları imza nedeniyle bazı binaların insanlara mezar olduğunu ileri sürdü.

    Kocaeli'de plansız bölge kalmadı

    Yapılan çalışmalar sonunda şu anda Kocaeli'de plansız hiçbir bölge kalmadığını vurgulayan Şeker, ''Binalar nerelere kurulmalı, fay hatları neresi, alüvyon bölgeleri neresi, yapılaşmada riskli bölgele neresi... Bunların hepsinin tespiti tek tek yapıldı. Zeminden kaynaklanacak sıkıntıların oluşmasına neden olacak alanlar tamamen yapılaşmaya kapatıldı ve zemin olarak sağlam olan bölgeler yapılaşmalara açıldı'' şeklinde konuştu.

    ''Kayıpların telafisi mümkün değil''

    Şeker, 17 Ağustos 1999 depremini gören Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova ve İstanbul'da o günden sonra sağlam gibi gözüken binaların bir çoğunun bugün yapılan incelemelerde sağlam olmadığını belirlendiğini söyledi.

    Depremde bir çok hasarlı binaların yorulup hırpalandığını ve olası ufak depremin ardından bu binaların büyük bir bölümünün yıkılma olasılığının yüksek olacağını tahmin ettiğini kaydeden Şeker, hazırlanan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşüm Yasası'nın da komisyondan geçerek yasalaştığını hatırlattı.

    Şeker, bu yasanın Türkiye için çok önemli olduğunu dile getirerek, yıkıldıktan sonra bazı şeyleri geri getirmenin çok zor olduğunu ama yıkılmadan önce ve can kaybı olmadan önce tedbirleri almak gerektiğini dile getirdi.

    1999 depreminde hayatlarını kaybeden 20 bin kişinin bir tırnağını bile geri getirilmesinin mümkün olmadığını anlatan Şeker, o günkü maddi eksiklikleri bugün telafi ederek can kayıplarını minimuma indirmek için bu yasanın Meclis'ten geçtiğini söyledi.
    Şeker, bu yasayla birlikte herkesin binasını kontrol ettirmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

    ''Üçün, beşin hesabının yapılmaması lazım. Allah korusun, oradaki bir eksiklikten dolayı, bir umursamazlıktan dolayı, bir babanın olası bir depremde bir çocuğunu, eşini, kardeşini, bir yakınını veya komşusunu kaybetmesinin telafisi mümkün değil. Ama yıkılan bina 3 gün sonra, 3 ay sonra, 3 yıl sonra mutlaka yapılır. Daha iyisi yapılır.''

    Devletin yeni yasayla birlikte vatandaşa gerekli her türlü yardımı yapacağını dile getiren Şeker, ''Burada devlet, bir tek vatandaşının dahi burnunun kanamasını istemiyor. Vatandaşlarımız da kendi evlerinin, sokaklarının ve mahallelerinin, çocuklarına, eşlerine ve yakınlarınsa mezar ve mezarlık olmasını istemiyorsa, devletin uzatmış olduğu o dost elini tutması gerekiyor'' diye konuştu.

    OĞLUNU DEPREMDE KAYBETTİ, HAYATINI ENGELLİLERE ADADI
    Marmara Depremi'nde oğlunu kaybeden Emine Cebeci, arkadaşlarıyla kurduğu dernekle engellilerin yüzünü güldürerek yaşama yeniden tutundu.

    Cebeci, AA muhabirine, oğlu Serkan'ın Astsubaylık sınavını kazandığının ertesi günü, sağlık raporları verecekleri için 16 Ağustos gecesi erkenden evde gittiklerini söyledi.

    Havanın sıcaklığından dolayı oğlu yatarken pencereyi kapatmasını belirterek, gece fırtına olabileceği uyarısında bulunduğunu ifade eden Cebeci, kendisinin gece geç saatlere kadar uyanık olduğunu ve köpeğinin gece saat 03.00 civarlarında adeta kendisine bir şey anlatmak için hareketlerde bulunduğunu, duruma kayıtsız kalması üzerine köpeğin oğlu Serkan'ın odasına gittiğini vurguladı.
    Bu sırada evin sallanmaya başladığını anlatan Cebeci, oğlunun odasına gitmek için 3 adım attıktan sonra evin yıkıldığını anlattı.

    Enkaz altında saatlerce kaldığını aktaran acılı anne, ''Ben yüz üstü düştüm kolonlar üzerime düştü. 'Sadece bizim binamız yıkıldı' diye düşünüyordum. Arkadaşlarımdan biri sahilden dönerken binayı görür, bizi kurtarır diye düşünüyordum. Oğluma ve komşularıma sesleniyorum fakat 1 saat hiç ses duyamadım'' diye konuştu.

    Cebeci, oğlunun sesini duyduktan sonra ona telkinlerde bulunduğunu belirterek, yapılan arama kurtarma çalışmaları sonrasında oğlu Serkan'ın köpeğiyle birlikte 14, kendisinin ise 16 saat sonra kurtarıldığını anlattı.

    Hastaneye götürülen evladını kaybetti

    Emine Cebeci, enkazdan çıkan oğlu Serkan'ın köpeğini yanına çağırdığını görünce, oğlunun depremin şokuna girdiğini, aklını kaybettiğini düşündüğünü söyledi.

    Arkadaşlarının daha sonra kendisine ''köpeğin oğlu Serkan'ın göğsüne yatarak yanında ayrılmadığını'' söylediğini ifade eden Cebeci, oğlunun kendisinin enkazdan çıkmadan hastaneye gitmek istemediğini, telkinleri sonrasında Gölcük Askeri Hastanesi'ne kaldırıldığını anlattı.
    Enkazdan çıkınca kendisinin de İstanbul GATA'ya sevk edildiğini aktaran Cebeci, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''İstanbul'daki limanda insanlar yardım için bekliyor, alıyorlar seni, bir hastaneye bırakıyorlar. Kimin nereye gittiğinin kaydı tutulmadığı için daha sonra karışıklıklar oldu. Daha sonra yakınlarıma söyledim ama oğlumu hiçbir hastanede o sıra bulamadık. Ben 8 ay hastanede yattım 14 kez ayağımdan ameliyat oldum. Televizyon kanallarına ilan vermeye başladık. Akrabalarım Türkiye'nin her bölgesini aradı ama bulamadık.''

    ''Oğlunu, kimsesizler mezarlığında buldu''

    Tedavisinin sona ermesinin ardından Gölcük'e geri döndüğünü ifade eden Cebeci, ilk olarak Gölcük Askeri Hastanesi'ne giderek oğlu hakkında bilgiler edinmeye çalıştığını anlattı.

    Hastanede kimsesiz gömülenlerin fotoğraflarına baktığında 18 fotoğrafın arasında oğlu Serkan'ın olmadığını belirten Cebeci, oğlunun yaşadığını düşündüğünü fakat yine de mezarların açılarak otopsi yapılmasını istediğini söyledi.

    Cebeci, yürüyemediği halde oğlunu aramak için tüm kurumlardan kimsesiz gömülenlerin bilgisini istediğini ifade ederek, bu sırada Türkiye'nin her bölgesinde oğlunu aradığını kaydetti.

    Kimsesizler mezarlığında bulunan 18 mezarın tek tek açtırıldığını, amacının da sadece kendi çocuğunun değil, başka kimliklerinde belirlenmesi olduğunu anlatan Cebeci, kimsesizler mezarlığından oğlu Serkan'ın mezarının çıkacağını düşünmediğini anlattı.
    Yasal süreç sonrasında mezarların açıldığını ifade eden Cebeci, en son mezar açıldığında kendi oğlu Serkan'ın cesedinin bulunduğunu söyledi.
    Cebeci, oğlunun cesedinin Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılarak gerekli DNA testleri için işlemlerin yapıldığını belirterek, ''Oğlumun kemiklerini kendim İstanbul Adli Tıp Kurumu'na götürdüm. Yapılan testlerde cesedin oğluma ait olduğu sonucu çıktı. Depremden 3 yıl sonra kimsesizler mezarlığında DNA testiyle bulduğum oğlumun cenazesini daha sonra ayrı bir yere defnettik'' ifadelerini kullandı.

    ''Dernek sayesinde hayata tutundu''

    Deprem sonrasında engelli kişilerin kaderlerine terk edildiğini gördüğünü ve bu durumun kendisine bir misyon yüklediğini ifade eden Cebeci, engellilerin hayata küsmüş olmasına da üzüldüğünü anlattı.

    Cebeci, bir takım derneklerin bu engellilerin ihtiyaçlarını sorgulamadığını gözlemlediğini belirterek, bireysel olarak yardım faaliyetleri yapmaya başladığını söyledi.

    Arkadaşının tavsiyeleri üzerine dernek kurmayı planladıklarını dile getiren Cebeci, şöyle devam etti:
    ''Kavaklı'da bir dernek yeri kiraladık ve faaliyetlere başladık. Amacım engellilere sosyal hayata katmak ve yüzlerindeki solgun ifadeyi sonlandırıp hayata umutla bakmalarını sağlamaktı. Dernek bizim evimiz oldu. Birbirimizle kaynaşmayı öğrendik. Dernekte resmi olarak yaklaşık 100, kişisel defterimde de yaklaşık 700 engellinin kaydı var. Buradaki engellilerin hepsiyle evlat kardeş ilişkisi kurduk. Kimi engelliyi işe başlattık. Açtığımız kurslarda eğitim görenler sergi açtı. Marmara depreminde yaşadığım acıları engellilere ve muhtaçlara yardım ederek unutmaya çalışıyorum. Yaşadıklarım unutulacak acılar değildi, yardım faaliyetlerine katılmasaydım. Benim sosyal faaliyetler içinde olmam gördüğüm acılara karşı kayıtsız kalamadım, ben de onlarla hayata tutundum, onlarda benimle hayata tutundu. Biz birbirimizle küllerimizden yeniden
    doğduk.''

    AİLESİNDEN 12 KİŞİYİ KAYBETTİĞİ DEPREMİN İZLERİNİ SİLEMİYOR
    17 Ağustos Marmara Depremi'nde aynı apartmanda oturdukları annesi, kızı, ablası olmak üzere 12 yakınını kaybeden eski Ereğli Belde Belediye Başkanı Mehmet Keyif, depremin acısını hala üzerinde taşırken, inancı sayesinde ayakta kalabildi.

    17 Ağustos Marmara depreminde yaşadıklarıyla ilgili AA muhabirine açıklama yapan Keyif, 16 Ağustos'ta Karamürsel'de toplantıda olması nedeniyle gece saatlerine kadar eve gidemediğini belirterek, aile apartmanlarında oturduklarını ve ablasında Ankara'dan gelen misafirlerle ilgilendiklerini anlattı.

    Gece 01.00'de evlerine çıkarak uyuduklarını ifade eden Keyif, sarsıntı anında deprem olduğunu düşünmediklerini, birisinin apartmanı kıvırıyormuş gibi hareketler yaşadıklarını zannettiklerini söyledi.

    Keyif, depremde yataktan kalkamadıklarını, sarsıntının bir an durduktan sonra tekrar başladığını dile getirerek, ikinci sarsıntıda ise binanın boşluğa düşercesine aşağıya inmeye başladığını kaydetti.
    Sarsıntının bitmesinin ardından eşine herhangi bir şeyinin olup olmadığını sorduğunu anlatan Keyif, çocuklarının bulunduğu odaya gitmek istediğini fakat duvarların çökmesinden dolayı onlara ulaşamadığını ifade etti.

    ''O an' dünyamız tamamen değişti''

    Keyif, 4. katta oturduklarını, binanın çökmesinin ardından 2. kat seviyesine indiklerini dile getirerek, üzerine kolon düşen kızı Gaye'nin odasına gittiğinde onda herhangi bir yaşam belirtisi göremediğini anlattı.

    Daha sonra oğlu Hüseyin'in odasına giderek ona seslendiğini belirten Keyif, ''Oğlum, 'Baba buradayım, ama ayağımın üzerinde kolon var kalkamıyorum' dedi. Şuurum açıktı, dışarda vatandaşlar ile jandarma ekipleri toplanmıştı. Ekiplere kriko bulmalarını söyledim. Gelen kriko ile kolonu kaldırarak oğlumu kurtardık. Oğlum hastaneye kaldırıldı. Alt kata inmeye çalıştım. Ablamın enkazın altında olduğunu gördüm, vefat etmişti. Yeğenimin biri dışarıdaymış o kurtuldu. Yeğenimin diğerinin ayağını sıkışmıştı onu kurtardık ve hastaneye kaldırdık. Depremde annem, kızım, ablam ve kardeşim olmak üzere toplam 12 kişiyi kaybettik, 16 Ağustos ile 17 Ağustos arasındaki o an bizim dünyamız tamamen değişti'' diye konuştu.

    ''İnancımdan dolayı hayata tekrar tutunduk''

    Deprem sonrasında maddi ve manevi her şeyi kaybettiklerini ifade eden Keyif, maddi imkanları geri kazanabildiklerini fakat can kayıplarının üzüntüsünün hala taze olduğunu anlattı.

    Keyif, çocuk sahibi olduklarında çok sevindiklerini ancak depremden sonra ''Zamanı geldi Allah yanına aldı'' diye düşündüğünü ifade ederek, 10 yıl sonra doğan torununun, kaybettiği kızı Gaye'nin yerine gönderildiğine inandığını söyledi.
    Kayıplar yaşandıktan sonra yapılanların, kaybedilenleri geri getirmediğine işaret eden Keyif, ''İnancımız sayesinde hayata tekrar tutunduk. Eşim bana çok destek verdi. Ailece kenetlendik'' dedi.

    Keyif, deprem sonrasında kalacak yerlerinin olmadığını komşularının ev anahtarını kendisine verdiğini ifade ederek, çocuklarının korktukları için 3-4 katlı apartmanda kalamayacaklarını düşünerek inşaat halindeki müstakil eve yerleştiklerini anlattı.

    DEPREMDE AYAKLARINI KAYBETTİ, SPORLA HAYATA TUTUNDU
    Marmara depreminde yıkılan evinin enkazından 3 gün sonra kurtarılan ancak iki ayağını da kaybeden Ufuk Koçak, değişik spor dallarına yönelerek hayata tutunmaya çalışıyor.

    Koçak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, deprem gecesi arkadaşlarıyla gece yarısına kadar dışarıda oturduktan sonra uyumak için Gölcük'teki evlerine gittiğini belirterek, yatağa uzandığını ancak havanın sıcak olması nedeniyle uyku tutmadığını söyledi.
    Depremin de bu sırada olduğunu ve yataktan çıkarak dışarı baktığında İzmit Körfezi'nin kızıllığını gördüğünü anlatan Koçak, ''Bir anda 'Kıyamet kopuyor' diye düşündüm. Daha sonra evden sesler geldi ve sıvalar düşmeye başladı'' dedi.

    Koçak, 5 katlı bir apartmanın 4. katında yaşadığını depremin 10. saniyesinde evinin üzerine yıkılmaya başladığını ifade ederek, ''Bu durum sonrası şok yaşadım. Ne olduğunu hala anlayamamıştım. Arı kovanından nasıl ses gelirse, o şekilde çevreden insan seslerinin geldiğini duydum. Bulunduğum yerin her mevkisinden sesler geliyordu. Yaklaşık 3 gün enkaz altında kaldım. Sadece bizim evin salonunda bir aralık vardı. Babam ve arkadaşlarım İstanbul'dan geldiler ve o aralıktan sürünerek beni çıkardılar'' diye konuştu.

    Enkazdan çıkarıldıktan sonra hastanede şuurunun açıldığını belirten Koçak, yapılan muayeneler sonucunda ayaklarının iyi durumda olmadığını öğrendiğini söyledi.

    Koçak, helikopterle GATA'ya sevk edildiğini, burada yapılan operasyonla iki ayağının kesildiğini dile getirerek, rehabilitasyon sürecinden sonra Almanya'ya giderek protezlerini yaptırdığını ve yürüme eğitimi aldığını kaydetti. Koçak, Almanya'da yaşamaya karar vermesine rağmen memleket hasretine daha fazla dayanamayarak Türkiye döndüğünü söyledi.

    Hayata sporla tutundu

    Yaşadığı tüm acılara rağmen hayata tutunmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Koçak, bu kapsamda 2003 yılında spor yapmaya başladığını, tekerlekli sandalye ile basketbol ve tenis oynamaya çalıştığını anlattı.

    Değirmendere Su altı Topluluğu Spor Kulübü Derneği'nde (DESSAT) tanıştığı Murat Kulakaç ile hayatının tamamen değiştiğini belirten Koçak, şunları kaydetti:

    ''Onunla su altı eğitimlerine başladık. Şu anda dalış sporunda en üst seviyeye geldim. Engelli arkadaşların eğitimlerine yardımcı oluyorum. Yüzme, rüzgar sörfü, yelken, doğa yürüyüşleri ile Off-road yapıyorum. Gücüm yettiği kadar doğa yürüyüşlerine çıkıyorum. Hayatta hep var olmaya çalışıyorum. Toplam 10 spor yapıyorum. Yaşama tutunmaya ve koşturmaya devam ediyoruz. Yaptığım spor dallarına her zaman yenilerini katıyorum. Hayatın her zaman içinde olmak gerekiyor, bu neden benim başıma geldi diyerek durumları sorgulayacak olursanız hayatın kenarında kalırsınız. Spor yaparak hayatımı daha eğlenceli bir hale getiriyorum. 17 Ağustos Marmara Depremi sonucu sahip olduğum engel, spor yaparak hayata tutunmama engel olamadı.''

    İnsanların iki ayağı olmayan birisini görmeye alışkın olmadığını belirten Koçak, Çınarlık Meydanı'nda ilk dalış yapacağı zaman etrafına 100 kişinin toplanarak kendisini izlediğini anlattı. Koçak, aynı yerdeki dalış sayılarının artmasının ardından çevredeki insanlarda farkındalık uyandırdığını ifade ederek, bu durumun da daha rahat hareket etmelerini sağladığını söyledi.

    Atlet olarak koşmayı hedefliyor

    Koçak, sporun engel tanımadığını, yapılacak her branşta ilk olarak bazı sıkıntıların yaşanabildiğini dile getirerek, o seviyedeyken çevredeki insanların destek vermesinin çok önemli olduğuna dikkati çekti.

    Londra Olimpiyatları'nda Paralimpik Oyunları'nda atletlerin yarıştığını hatırlatan Koçak, ''Koşu protezleri var eğer onları da yaptırabilme imkanım olursa koşacağım. Bugün dünya rekorlarına imza atıyorlar. Koşmak çok keyifli özlediğim de bir şey. Onu da yapacağım. Paralimpik oyunlarında mücadele edenleri alkışlıyorum, ben koşmaya başlayınca beni alkışlamalarını bekleyeceğim'' ifadelerini kullandı.

    ENKAZDAN ÇIKTI, GÖNÜLLÜ İTFAİYECİ OLDU
    Marmara depreminde annesi ve kız kardeşini kaybeden Muharrem Karaca, cenazelerin enkazdan çıkarılmasına yardımcı olan vatandaşlardan etkilenerek gönüllü itfaiyeci oldu.

    Karamürsel Kayacık Mahallesi'ndeki evlerinde kız kardeşi Yeliz'in düğün hazırlıklarının yapıldığını 16 Ağustos akşamı evdekilerin birbirleriyle vedalaştığını anlatan Karaca, AA muhabirine, sallantının başlamasıyla birlikte annesi ve kardeşlerini kurtarmak için odaya girmeye çalıştığını fakat kapıyı açamadığını aktardı.

    ''Kapıları açamayınca, kendimi kurtardıktan sonra evdekilere de yardım edebilirim'' düşüncesiyle balkondan atladığını belirten Karaca, bu nedenle bacağının kırıldığını söyledi.

    Sekerek eve doğru giderken ikinci sarsıntıyla evlerinin yıkıldığını gördüğünü anlatan Karaca, deprem sonrası şoka girmesi nedeniyle evlerinin yıkıldığını ilk etapta algılayamadığını aktardı.
    Karaca, hastane'deki kısa bir tedavinin ardından taburcu olduğunu belirterek, tekrar evlerinin bulunduğu alana gittiğini bildirdi.
    Depremden iki saat sonra iki kardeşinin sağ olarak kurtarıldığını öğrendiğini anlatan Karaca, vefat eden kız kardeşinin 5, annesinin de 9 saat sonra enkazdan cenazelerinin çıkarıldığını kaydetti.

    Karaca, ''Kurtarma çalışmalarına yaptığım tek katkı, onların bulundukları odaları tarif etmek oldu. Depremde yıkıntıların bulunduğu mevkiye çok sayıda vatandaş gelerek kurtarma çalışmalarına yardım ediyordu. Enkazdaki ailelerine yardım edemediğim için vicdanen rahatsızlık hissettim'' diye konuştu.

    ''Çaresizlik beni gönüllü itfaiyeci yaptı''

    Depremin 2. gününde yaşadığı her şeyi tekrardan düşünme fırsatı bulduğunu ifade eden Karaca, tanımadıkları insanların anne ve kız kardeşini enkaz altından çıkarmak için giriştikleri mücadeleyi hatırladığını anlattı.

    Karaca, bu durumdan çok etkilediğini ve kendisinin de insanlara karşılıksız olarak yardım etmek amacıyla arama kurtarma faaliyetlerine katılmak için araştırma yaptığını ifade ederek, gönüllü itfaiyeci olmaya karar verdiğini ve eğitim almaya başladığını söyledi.
    Burada her türlü yangın eğitimini aldığını belirten Karaca, şöyle konuştu:

    ''İnsanlara daha fazla yardım etmek için birçok konuda özel eğitim aldım. 10 yıldır çeşitli durumlarda gönüllü olarak görev yapıyorum. Bağlı bulunduğum ekiple daha çok kazalarda görev aldım. Birçok kişiyi sıkıştığı yerden kurtardık. Uluslararası organizasyonlarda görev aldım. Altınkemer Halk Plajı'nda can kurtarma ekibinde görevliyim. Burada boğulma tehlikesi geçiren vatandaşlarımıza yardımcı oluyorum. Evimde de yatağımın kenarında ekipmanlarımın bulunduğu çantayı gece bir şey olur, bir telefon gelir diye hazır bulunduruyorum. 17 Ağustos'ta yaşadığım acılar ve enkaz altında bulunan aileme yardım edememek duygusu, beni gönüllü itfaiyeci yaparak tüm insanların yardımına koşmaya sevk etti.''
     

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim