• BIST 106.736
  • Altın 141,158
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955

    Evet evet, tam orası…

    12.04.2012 23:10
    200 filmlik listede her türden olduğu gibi her ruha uygun film de var. İşte festivalden üç ‘iyi hissettiren film’…
    Evet evet, tam orası…
    Evet evet, tam orası… Evet evet, tam orası… Evet evet, tam orası…

     Festival devam ederken, koşuşturmaca içinde bazı filmleri kenara ayırıyoruz, yönetmenleri not alıyoruz, unutulmayacak olanları not almaya bile gerek yok zaten, bazısı ise aklımızda bile kalmayacak. 200 filmlik listede hissiyata göre bir sınıflandırma da yapılabilir; iyi hissettiren filmler (feelgoodmovie) gibi… Hatta programda ‘Antidepresan’ başlıklı bir bölümün olduğunu düşünürsek şart bile! Festival programından fırlayan, seyredene iyi hissettiren, 3 filmlik kısa seçki, garantili…

    Hayallerle düşerken…
    ‘Daha İyi Bir Hayat’ (UneVieMeilleure) adının yarattığı beklentiyi son ana kadar devam ettiriyor. Yann, Paris restoranlarında iş bulmaya çalışırken Nadia ile tanışır. Hatta Nadia’yı tavladığı açılışta Yann’a hayran olmamak imkansız. Hikaye dallanıp budaklandıkça Yann’ın düşüşünü izlediğimizde bile bu durum onu gözümüzde düşürmez. Tüm hatalara, olumsuzluklara rağmen tutunmaya çalışan bir adam vardır çünkü karşımızda.

    ‘Daha İyi Bir Hayat’ için çabalar Yann ve Nadia da herkes gibi. Bir aile olmak isterler. Altlardan yükselmek zordur ve tesadüfen göl kıyısında buldukları ev, hayallerini gerçeğe dönüştürebilecek tek şeydir. Ancak, banka ve kredi sahnelerini uzun uzadıya gördüğümüzde anlarız ki hayallerden çok, büyük bir batışı izleyeceğizdir. Ve Yann’ın başına gelmeyen kalmaz. Fakat yönetmen CedricKahn, hızlı anlatımıyla ‘boğucu’ olabilecek hikayeyi sonuna kadar merak ettirmeyi başarıyor ve mizahı da elden bırakmıyor.

    Finale giden yolda düşüş devam etse bile hikaye bize bir yerden gülümsemeye devam eder. Yann’ın Nadia’nın oğluyla ilişkisi burada başroldedir. İlişkinin seyri değiştikçe tonları da değişir. Film bittiğinde - finalin de etkisiyle - bir iç ferahlığıyla kalkarız salondan. Hikayenin kolaya kaçtığı yerleri bile affedebiliriz, güzel havada bazen iyi hissetmek lazım diye kandırabiliriz kendimizi. Gerçekler ise tartışılır, orası ayrı…

    Benim cici vibratörüm
    ‘Şehirdeki kadınların yarısını doyuma ulaştıran bir adamın hikayesi’ nereden bakarsanız bakın ilgi çekici. Ve sadece bu cümleden, ‘Histeri’nin (Hysteria) keyifli bir şeyleri garanti edeceğini tahmin etmek zor değil. Ve bu tahminin boşa çıkmadığını da baştan not düşebiliriz.

    Victoria dönemi Londra’sında geçen filmde kadınların ‘histeri’lerini özel el hizmetleriyle tedavi eden Dr. Dalrymple’ınyolundan giden Granville’inarkadaşı Edmund ile birlikte vibratörü keşfetme öyküsünü izleriz. Vibratörün öyküsü kolay geçiştirilecek bir şey değildir sonuçta! Onun doğuş hikayesinin – kurmaca - arka planı da keza öyle...

    Dönem filminin ağırlığını üzerinden atan karakterleri sayesinde romantik komedinin formüllerini çok iyi bir şekilde uyguluyor ‘Histeri’. İdealist doktor, aykırı kıza aşık olur. Öte yandan dönemin sınıfsal çatışmaları, ilişkileri, muhafazakarlığı da bu romantizmin bir parçası olur. Filmi asıl sürükleyen ise, kadınları tedavi ederken eli tutmaz hale gelen Granville’in bu ağrılarına çare ararken bir çok şeyi keşfetmesi olur.

    Güzel şeyler toplandı
    Ve ‘Büyük Derbi’de (SuperClasico) yine o adamı izleriz; bitmiş adamı, Christian’ı. Karısı terk etmiştir, oğluyla arası iyi değildir, dükkanı da batmak üzeredir. Ama izlerken hissederiz ki, güzel bir şeyler olacaktır, olmasa bile iyi hissettiren bir şeyler… İşte o filmlerden ‘Büyük Derbi’.

    Karısıyla arasını düzeltmek ister Christian, öte yandan yılın büyük derbisi zamanıdır. Ama hikaye güzel şeyleri bir araya getirir. Buenos Aires’in mekan sponsorluğunda Christian’ın etrafındaki ve etrafından kopmak üzere olan her şeyin kesiştiği bir şeye dönüşür film. Şarap, aşk, tutku, futbol.. İyi hissetmek için birçok sebep zaten var, ‘Büyük Derbi’ fazlasını vermeyi de başarıyor…

    Festivaldeki çoğu filmi vizyonda göremeyeceğiz malum. Bu üç filmden de sadece ‘Histeri’nin gösterimleri devam ediyor. (14 Nisan Cumartesi saat 21.30’da Fitaş4, 15 Nisan Pazar saat 19.00’da Rexx’te izlenebilir) Ancak, üç filmi de, sinemada olmasa bile DVD’de görme şansımız yüksek. Ve, üç film de festivalin en iyileri arasında değil elbette, sinemasal açıdan birçok açıdan sınıfta kalıyorlar. Yine de birçok yönden ilgiyi hak ediyorlar ve o yüzden, üçü için de iyi hissettiren filmler listesine not düşmekte fayda var…

    Daha İyi Bir Dünya
    Yönetmen: CedricKahn
    Senaryo: CatherinePaillé, CedricKahn
    Oyuncular: GuillaumeCanet, LeïlaBekhti, SlimaneKhettabi

    Hysteria
    Yönetmen: TanyaWexler
    Senaryo: StephenDyer
    Oyuncular: MaggieGyllenhaal, HughDancy, JonathanPryce

    SuperClasico
    Yönetmen: Ole ChristianMadsen
    Senaryo: Ole ChristianMadsen, AndersFrithiofAugust
    Oyuncular: Paprika Steen, Anders W. Berthelsen, Adriana Mascialino

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim