• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Ercan Dolapçı'nın röportajı

    27.12.2010 19:30
    Hemşehrimiz Başbakan Saraçoğlu’nu, oğlu Aydınpost’a anlattı!
    Ercan Dolapçının röportajı
    Ercan Dolapçı'nın röportajı Ercan Dolapçı'nın röportajı Ercan Dolapçı'nın röportajı

    HEMŞEHRİMİZ SARAÇOĞLU"NU RAHMETLE ANIYORUZ
    Onun ne gemisi ne de şirketleri var. 82 yaşında sade bir yaşam sürüyor. Özel dostları dışında kimse Başbakan oğlu olduğunu bile bilmez. İkinci Dünya Savaşı yıllarının Başbakanı Şükrü Saraçoğlu"nun oğlu Yılmaz Bey"den bahsediyoruz… Saraçoğlu, hasta yatağında zorlu yılları ve babasını Aydınpost"a anlattı.


    ERCAN DOLAPÇI-AYDINPOST ÖZEL
    Atatürk"ün Milli Eğitim ve Adalet Bakanı, İsmet Paşa"nın da Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Şükrü Saraçoğlu"nu 27 Aralık 1953 günü 66 yaşındayken kaybetmiştik. Bugün çok gündeme gelmeyen ancak İkinci Dünya Savaşı içinde görev yapan ve Türkiye"yi savaş dışı tutmayı başaran Saraçoğlu, Time dergisinde kapak olan üçüncü Türk devlet adamıydı. Saraçoğlu"nu oğlu, inşaat yüksek mühendisi Yılmaz Saraçoğlu Aydınpost"a anlattı.

    AYDINPOST- Babanızı biraz tanıtır mısınız?
    ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU-
    Babam Ödemişli Saraç Mehmet Usta"nın 4 çocuğunun en büyüğü olarak Ödemiş"te 1887 yılında dünyaya gelmiş. Kardeşi Hüseyin, Çanakkale"de şehit olur… Babam, Mülkiye Mektebi"ni bitirdikten sonra bir süre İzmir"de memurluk yapar ve sonra İsviçre"ye gider. Burada da Siyasi İlimler Akademisi"ni bitirir. Mahmut Esat Bey"le çok iyi arkadaştırlar. İşgal başlayınca Kuşadası"na gelirler ve doğruca Köşk"e Demirci Mehmet Efe"nin yanına giderler. Efe, "bunlar ajandır" diye geri çevirmek ister. Celal Bayar araya girer ve tanıdığını söyleyerek onlara görev verdirir. Köşk Cephesi"nde savaşırlar. Sonra Kuşadası"na yerleşir ve burada Mahmut Bey"le özel çete kurarlar. Silah sevkıyatını yönetir. Sonra da malum Ankara"ya İzmir vekili olarak seçilir. Atatürk döneminde Milli Eğitim ve Adalet Bakanı olur. Atatürk"ten sonra İsmet Paşa, Bayar"ın başbakanlığının devam etmesini söyler. Ancak Babamın ve Refik Saydam"ın kabineye alınmasını ister. Enteresan, Babam ve Saydam Dışişleri ve Başbakanlık yapmıştır. İkisine de en önemli vazifeleri vermiştir.
    AYDINPOST- Annenizle evlenmesinin ilginç bir öyküsü var sanırım?
    SARAÇOĞLU- Evet. Annem Saadet Hanım, Maliye Nazırlığı da yapan Zühtü Paşa"nın kızıdır. Babam onu Kızıltoprak"ta yolda görür ve sever. Evlenmek istediğini söyler. Ailesinden isterler. İsteyen de Fethi Okyar Bey"dir. "Köylü çocuğu" diye vermek istemezler. Babamın ısrarı, annemin de istekli olmasıyla razı olurlar. Annem lise mezunu… Kültürlü ve çok iyi bir anneydi. Üç kardeştik. Büyük abim Aydın, ben ve kardeşim Evin. Abim hukuk okudu ve Yargıtay 9"ncu daire başkanlığından emekli oldu. Ben de inşaat yüksek mühendisi… Babamın vazifeleri nedeniyle bizim üzerimizde annemin emeği çoktur. Babam hep geç gelirdi. Bilirdik ki işleri yoğun… "Bana söylemek isteyip de söyleyemediğiniz işleri annenize söyleyin" derdi.
    AYDINPOST- Babanız zor yıllarda görev yaptı. Savaş yılları. Hatta Alman yanlısı diye de suçlandı. O döneme ilişkin ne dersiniz?
    SARAÇOĞLU- O suçlamalar kimler için yapılmadı ki. Kolay mı, bir yandan Almanlar, bir yandan da İngilizler. Hatta Ruslar… Durmadan bastırıyorlar. Savaşa sokmak için. Babam kesinlikle savaşa girmemizin taraftarı değildi. Dengeleri gözettiler. Babam Türkçüydü. Ondan dolayı suçlanırdı. O zorlu yıllar babamı bir hayli yıprattı. Parkinson hastalığına yakalandı. Son üç yıl bunun sıkıntısıyla geçti. Erken kaybettik. Babamı en iyi şu olay anlatır sanırım: Alman Büyükelçisi Von Papen, gazetelerde Alman aleyhtarlığından şikâyet için makamına gelir. Yazılarından bahseder ve durdurulmasını ister. Hatta Almanya"dan özür dilenmesini de ekler. Epey münakaşa ederler. Babam şahsı adına özür diler. Papen bunu yeterli bulmaz. Meclisiniz özür dileyecek diye tutturur. Babam da tamam der. Sizden her gün özür dileyeceğiz. Ancak siz de basında Almanya"nın lehine yazılar çıktığında her gün teşekkür beyanında bulunacaksınız. Hem de Alman Meclisinde der. Papen bu cevabı beklemez ve şaşkınlıkla odayı terk eder… Bu mevzu da kapanır.

    AYDINPOST- Babanızın Fenerbahçeliliği meşhur. Stada ismi verilmiş.
    SARAÇOĞLU- Babam futbol meraklısı bilinir. Aksine en çok güreşi severdi. Bir güreşte omzunu sakatladığı için güreş yapamazdı. Fenerbahçe hastasıydı… Ayrıca Altay ve Ankara Gençler Birliği takımlarının da kurucusuydu. Fenerbahçe"de 17 yıl yöneticilik yaptı. Babam beni ve dayımı alır her hafta sonu Ankara"da maça giderdik. Bizim biletlerimizi ayrı alırdı, kendisi şeref bölümüne giderdi. İltimas yok! Emekli olunca İstanbul"da dolmuşa biner arkadaşları veya akrabalarımızla maçlara giderdi.
    AYDINPOST- Babanızın Atatürk"le özel bir anısını hatırlıyor musunuz?
    SARAÇOĞLU- Atatürk"le benim anım yok ama babamın anısı var: Atatürk"ün meşhur akşam sofrası. Babam Adliye Vekili olarak masanın sonlarına doğru bir yerde oturur. Babamın içkiyle arası iyi değildi. Pek içmezdi. Malum sofrada herkes içiyor. Babam garsona tembih etmiş: Benim bardaklarımın ikisine de su koy diye. Herkes rakı içiyor sansın. Bir gün masada Atatürk babama sorular soruyor. Babam sıkıntılı terliyor… Sonra masaya oturunca birden ağzı dolu su bardağını kafaya çekiyor. Rakı birden içilir mi? Atatürk"ün de dikkatini çekmiş. Gel bakalım yanıma demiş. İç bakalım şunu… Babam mecburen içmiş. Sonra saat kaç demiş bilememiş. Ona, "Senin Atatürk"ü kandıracağın saat geldi mi sanıyorsun" demiş… Yok Paşam demiş. Atatürk kolundan saati çıkarıp babama vermiş ve "baktıkça hatırlarsın Atatürk"ü kandıracağın saatin gelip gelmediğini" demiş…
    Bir anı da İran Şahı Pehlevi"nin gelişi sırasında. Atatürk, tanışma sırasında babamdan Pehlevi"nin elini öpmesini ister. Babam öpmez. Cevap olarak da "Ben Atatürk"ün elini öptükten sonra başkasının elini öpmem" der.
    AYDINPOST- Babanız başbakan olduktan sonra hayatınız değişti mi? Özellikle arkadaşlarınız arasındaki ilişkilerde…
    SARAÇOĞLU- Tabi arkadaşlarım bana "Başbakanın oğlu" diye takılırdı. "Ooo Başbakanın oğlu, gel bakalım buraya" derlerdi. Ben "Başbakanın oğlu" demelerine kızardım. Bozulurdum.
    AYDINPOST- Harp yılları, o sıkıntılı günlerden neler hatırlıyorsunuz? Sizi de çok etkiliyor muydu?
    SARAÇOĞLU- Sokaktaki insanlardan farklı değildik. Kendimizi farklı görmezdik. Ayıp şeydi. Başbakan çocuğuydum ama ayakkabımızın altına pençe yapılırdı. Çorapların altı yırtılırdı. Yamanırdı… Ankara"da o zaman iki tane ayakkabı mağazası vardı. Sıraya girip alırdınız. Orada ayakkabı bulmak meseleydi. Başbakan çocuğu diye özel kanallardan da bulamazdınız. Öyle şey olmazdı… Nafıa Vekili Sırrı Day"ın oğlu İbrahim arkadaşımdı. Bir gün hiç unutmam. Yeni ayakkabı almış. Utanıyor. Ayakkabısını durmadan duvarlara sürtüyor, vuruyor. Ne yapıyorsun diye sordum. Ayakkabım eskisin de yeni ayakkabıyla gezdiğimi görmesinler. Yaa… Yeni ayakkabıyla gezmekten utanıyor… Ayakkabının burnunu vura vura parçaladı…
    AYDINPOST- Bugünkü bakan ve başbakanların çocukları işadamı. Zengin… O yıllarla kıyaslarsak ne dersiniz? Niye bu kadar uçurum oldu.
    SARAÇOĞLU- İmkânlar doğdu ve imkânları değerlendirdiler. Özal ve Çiller"in çocukları da öyle… Çok büyük fark var. Ama ne yapacaksın. O zaman öyleydi… Bir evim ve arabam var o kadar… Pişman değilim. Hiç unutmam, Ödemiş"teki akrabamız ağabeyim ve benim için kazak örmüş göndermiş. Bol da yapmış ki uzun yıllar giyelim diye. Benimki bir hayli bol. Bir gün abim giymiş. Vay nasıl giyersin diye kavgaya tutuştuk. Ağabeyim "eşeklik yapma ne olur yani giydikse" dedi. Ben de "hırsız" diye durmadan bağırıyorum. Annem babama şikâyet edeceğini söyledi. Akşam babam durumu sordu. Anlattık. Eşek dediğimi de öğrendi. O eşekse ben de eşek oluyorum dedi. O neyse de "Hırsız" demişsin diye kızdı. "Hırsızdan kötü şey var mıdır? Ben çok görevlerde bulundum. Herkes tenkit etti ama kimse hırsız diyemedi bana! Sen de benim oğlum için hırsız diyemezsin" diye kızdı…
    Hemşehrimiz Saraçoğlu"nu saygı ve rahmetle anıyoruz…

    Başbakan Saraçoğlu

    Efe Başvekil Ödemiş"te zeybek oynuyor…

    Yılmaz Saraçoğlu, Erenköy"deki evinde eşi Ufuk Hanımla…

    İki usta satranç oyuncusu İsmet Paşa ve Şükrü Saraçoğlu. Savaşı da bu yöntemle Türkiye"den uzak tuttular…



    Arkadaşımız Ercan Dolapçı, Yılmaz Bey"le İstanbul"da görüştü…

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim