• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955

    'Enverland'den beridir sürüyor

    09.10.2011 10:27
    Aslında Almanların bu topraklardaki etkisi vakıflardan çok daha öncesine dayanıyor.
    Enverlandden beridir sürüyor
    'Enverland'den beridir sürüyor 'Enverland'den beridir sürüyor 'Enverland'den beridir sürüyor

    Alman nüfuzu 130 yıldır bu topraklarda
    GÜRKAN HACIR / AKŞAM


    Başbakan'ın Alman vakıflarına ilişkin açıklamasıyla gözlerimizi tarihe çevirdik. Aslında Almanlar 1878'den bu yana hep varlığını ve etkilerini Türkiye'de hissettirdiler. Kimi zaman kendi ekollerinden bir siyasetçi kimi zaman STK'larla. Şimdi geçmişe dönüp bir bakalım...

    Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılını bir yağma yüzyılı sayabiliriz. Çökmek üzere olan imparatorluğu yağmalamaya çalışan büyük devletlerin kıran kırana mücadelesinin verildiği yüzyıl.

    Ama bizim için dönüm noktası 1878 Berlin Antlaşması oldu.

    93 Harbi yenilgisinin ardından Berlin'de imzalanan antlaşma Osmanlı'nın ilk büyük yenilgisi oldu.
    Antlaşmayla Osmanlı Slav bölgesinden tam anlamıyla çekildi. Bosna-Hersek kısmen özerliğini ilan etti, Niş sancağı Sırbistan'a, Kıbrıs İngiltere'ye, Kars, Batum ve Ardahan ise Rusya'ya bırakıldı.

    Ekonomi ise tam bir batağa saplanmıştı. Avrupa sermayesi giderek imparatorluğu baskı altına almıştı. Maliye iflasını Duyun-i Umumiye'yi kurarak ilan etti.

    Borçlar idaresinde (Duyun-i Umumiye) yağmaya katılan bütün ülkelerin temsilcileri vardı. İtalya, Almanya, İngiltere ve Fransa...

    Her ekonomik bunalımın sonrasında yaşananlar o günlerde de yaşanmaya başladı. Zenginliklerimiz Avrupalı devletlere imtiyazla verildi.
    Alman İmparatorluğu'nun politikası tam da bu yöndeydi.

    Bakınız... Prof. İlber Ortaylı dönemi ve Alman nüfuzunu incelediği eşsiz çalışmasında bu politikayı nasıl anlatıyor.

    'Almanya, İngiltere'nin tersine Osmanlı yanlısı görünen, daha doğrusu Osmanlı topraklarını, onu konferans masalarında bölüştürerek değil de, imparatorluğun kaynaklarından barışçıl yollarda istifade etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye başladı. İngiltere'ye karşı Osmanlı yöneticilerinde, aydınlarında, en önemlisi yeni hükümdar 2. Abdülhamid'de hızla olumsuz bir tutum gelişti.'

    ALMANYA İKİNCİ VATAN

    Evet... Bütün Osmanlı yönetici sınıfında, ne tür kötülük gelirse İngiltere'den gelir fikri oluşmuştu. Hatta o kadar öyle ki ülke içindeki siyasal muarızları İttihat Terakki'de bile bu durum böyleydi.

    Enver Paşa durumu tarihe geçen şu sözleriyle özetledi.

    'Şu İngilizler canımı çok sıkıyor'
    Peki bu giderek artan İngiliz düşmanlığının karşısında dostumuz kim olacaktı?
    Elbette Almanya!

    Hiçbir büyük savaşa girişmediğimiz, hep müttefik olduğumuz Almanya, neredeyse bizim ikinci vatanımız gibiydi.

    (Enver Paşa Alman dostluğunu o kadar abartmıştı ki bazı yabancı kaynaklarda onun için Alman generali benzetmesi yapılıyordu. Hatta Almanya'dan Türkiye'ye gönderilen askeri yardımları taşıyan trenlere Enver'in yurdu anlamına gelen 'Enverland' damgası vuruluyordu.)
    İttihat ve Terakki'nin gerçek manada iktidarı aldığı 1913 yılından sonra Almanya tam anlamıyla nüfuzunu arttırdı.

    1880'lerde Osmanlı'nın dış ticaretindeki payı sadece %18 iken bu oran 1910 da % 42'ye çıktı. Alman firmaları birer ikişer Osmanlı yurdunda ticaret yapmaya başlamışlardı. (Bu sayıya Avusturya-Macaristan da dahildir.)
    Osmanlı Almanya içinde büyük bir pazardı. 1909'da 5 milyar marklık bir ticaret hacmini yakalamıştı.

    Ticaret işbirliği savaş yoldaşlığına da dönüştü.

    SAVAŞA ZORLADILAR

    1914'te Almanya'nın zorlamasıyla 1. Dünya Savaşı'na girdik.

    1915'te ünlü Çanakkale savunmasını yürüten 5. Ordu'ya Alman General Otto Liman Von Sanders komuta etti. (Karşılıklı subay transferleri uzunca bir zamandır yapılıyordu. İlk kez 1893 de Alman üniformasıyla 5 Türk subayı eğitim gördü.)
    Ve 1. Dünya Savaşı'ndan her iki devlet de mağlup ayrıldı.

    1800'lerin başından itibaren neredeyse kaderimiz Almanlarla birlikte örülmüştü. Alman hayranlığı sadece yönetici sınıfta değil aydınlarımızda da boy gösterdi. Bakınız milli şairimiz Mehmet Akif Sırat-ı Müstakim'de Almanlar için ne yazdı.

    'Biz mahvolursak doğunun anahtarı Almanların değil, rakiplerinin eline geçecektir. Doğu'yu korumak ve uygarlaştırmak, Doğu'ya doğru Osmanlılarla birlikte gitmek Doğu'yu Alman ticaret ve sanayi için kazanmak... İşte kendisini bilen Osmanlı ve Alman hükümetleri için büyük bir program.'

    EĞİTİMİ BOŞ BIRAKMADILAR

    Osmanlı'da böylesine Alman rüzgarı eserken eğitim alanı ne oldu? Orayı boş mu bıraktılar...
    Elbette hayır. İlk Alman okulu 1868'de İstanbul'da açıldı. 24 öğrencisi vardı. Onu İzmir, Beyrut, Hayfa ve Selanik izledi.

    Alman okulları Alman kültürünün ocağı oldu. Binlerce mezun verdi. Alman dilinin ve kültürünün yayılmasında etkili oldu.

    Peki kimler yetişti Alman okullarından?
    Alman Lisesi'nin çok sayıda ünlü mezunu var. Gazeteci Ahmet Emin Yalman'dan besteci Melih Kibar'a oyuncu Kenan Kalav'dan ekonomist Tezcan Yaramancı'ya kadar onlarca önemli isim bu okul mezun oldular. Ancak bir mezun var ki çok ilginç! Cem Uzan!

    Kardeş okul (Yani Alman ekolünün devamı sayılan) Avusturya Lisesi'nden mezun olan bir isim var ki o daha ilginç: Eski başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz.

    (Elbette bir okuldan mezuniyet tek başına bir anlam ifade etmez. Ama sonraki ilişkilerini göz önüne alırsanız, önemlidir. Mesut Yılmaz, lise tahsilini Avusturya Lisesi'nde başlayıp İstanbul Lisesi'nde bitirdi. Ama yüksek lisansı Almanya Köln Üniversitesi'nde yaptı.)

    YILMAZ HEP YAKIN DURDU

    Mesut Yılmaz tüm siyasi yaşamı boyunca Almanya'ya yakın durdu. Örneğin TBMM'deki ekonomik karma komisyon üyeliği Türk-Alman komisyonuydu. Alman Vakıflarının (Özellikle çok tartışılan Konrad Adenauer'in) etkinliklerine katılan ilk ve tek Başbakanımız oldu. Bülent Akarcalı, Yılmaz Karakoyunlu gibi yakın çalışma arkadaşlarına kurdurduğu Türk Demokrasi Vakfı, bir başka Alman dostu vakıftır. Konrad Adenauer vakfıyla kardeş kuruluş gibidir.

    Nasıl ki Turgut Özal ve Tansu Çiller için Amerikan ekolü dediysek Mesut Bey için de pekala 'Alman ekolü' diyebiliriz.

    Uzun lafın kısası... Almanlar her zaman bu topraklarda etkinliklerini korudular. İngilizler kadar hakimiyet kuramasalar da hep varlıklarını ve etkilerini hissettirdiler. Bu kimi zaman kendi ekollerinden yetiştirdikleri bir siyasetçiyle oldu. Kimi zaman sivil toplum kuruluşlarıyla...
    Kabaca söylemek gerekirse...

    Türkiye Osmanlı'dan bugüne hep İngiltere-Almanya savaşının 'meydan'ı oldu. Kimi zaman biri galip geldi kimi zaman diğeri.

    Ama Almanlar hiç alanı terk etmediler. Bazen ticarette bazen siyasette varlıklarını hep korudular.

    Şimdi söyleyin bakalım.

    'FENER' TESADÜF MÜ?

    Başbakan Erdoğan'ı ve AKP'yi çok zor duruma sokan Deniz Feneri soruşturmasının Almanya'dan başlaması sizce tesadüf mü?

    (Doç. Necip Hablemitoğlu'nun Alman Vakıfları kitabını bu hafta yıllar sonra bir kez daha okudum. Bugünden bakınca yeni ve çok çarpıcı bilgilere ulaştım. Sizin de tekrar okumanızı tavsiye ederim.
    Hablemitoğlu Hoca özetle 'Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmezliğine hukuk sistemine karşı nerede bir hareket ve başkaldırı varsa orada mutlaka bir ya da birkaç Alman vakfının bulunduğunu saptadım. Halk deyimiyle her taşın altından Alman vakıfları çıkıyordu' diyor.

    Başbakan'la taban tabana zıt görüşlere sahip olduğunu bildiğimiz Hablemitoğlu ile Başbakan'ın bugünkü açıklamaları nasıl da örtüşüyor... İlginç değil mi? Neyse... Başka sonuç aramayalım...)
    gurkanhacir.com twitter.com/gurkanhacir

    Not: Bu akşam 'Şimdiki Zaman'da Psikiyatrist Doç Dr. Nusret Kaya'yı ağırlıyorum. SKYTURK TV Saat: 23.15

    Yitirdiklerimiz...

    GEÇTİĞİMİZ hafta renkli simalar dünyamızdan göçüp gittiler. THKP-C'li Ziya Yılmaz öldü önce. Örgütün muhasebecisi olarak bilinirdi. İlk eylemlilikten beri örgütte yer almıştı. Rahatsızlığından kısa bir süre önce telefonla görüşmüştüm. Video kameramı alıp geleyim şu olanı biteni bana bir anlatın demiştim. O ise her zamanki gibi daha zamanın gelmediğini düşünüyordu. Bir de 'Ben yazacağım' diye de ekliyordu. Ölüm ansızın kapısını çaldığında tıpkı devrim hayalleri gibi projesi de yarım kaldı.
    Sonra Gökşin Sipahioğlu göçtü. SIPA ajansın kurucusu. Gazeteci. Onunla hiç tanışmadım. Çok isterdim. 6-7 Eylül'ü bir de onun ağzından dinlemeyi. İmkan olmadı. Sırlarıyla beraber göçüp gitti dünyamızdan.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim