• BIST 82.273
  • Altın 147,972
  • Dolar 3,8196
  • Euro 4,0766

    Doğan'daki "çok gizli" dosya

    18.09.2008 10:14
    Doğandaki çok gizli dosya
    Aydın Doğan'ın elinde bulunan "çok gizli" dosyadan; Başbakan'dan makasa alan "Bir Numara" !
    Doğan'daki Doğan'daki Doğan'daki

    YANAKTAN MAKAS ALAN "BİR NUMARA"

    Tarih 15 EKİM 2006, daha doğrusu 16 EKİM 2006'nın sabah ezanı öncesi, uykudan içinde bir sıkıntı ile uyanan RTE önce mutfağa gider, kabak tatlısından hırsızlama bir tane ağzına atar, üzerine su içmez. Tatlının tadını damağında hissede hissede çalışma odasına geçer, ışığı yaktığında masada heybetli ancak 70 küsurluk bir delikanlının oturduğunu fark eder. RTE gözlerine inanamaz, yürüyüşü "yengeç" gibi olsa da "ödü" şeyine karışır; elleri, ayakları uyuşur, dermansızlaşır; bağırmak ister bağıramaz, boğazı ve dudakları kurumuştur.

    Zavallı RTE, karşısında oturanın bugünlerde "kurmalı savcı"nın tırım tırım aradığı "Bir Numara" olduğunu nereden bilsin. Aslında bunu bilse, ruhunu kesinlikle orada teslim ederdi.

    "Bir numara" ona biraz vaaz-ı nasihat ettikten sonra; "Cumhurbaşkanı adayı olmayacaksın tatlı çocuk !" der ve yanağından makas alır. Aldığı makas okkalıdır, liboş Mehmet'in sonradan bir nedenle yanağını okşamasına hiç benzememektedir. Sonra da çıkıp gider.

    RTE şaşkın ve perişandır. Bütün enerjisi tükenmiş, hatta canı bile kendisini neredeyse terk etmek üzeredir. Aklı başına geldiğinde korumalara; içeri girip çıkan biri olup olmadığını sorar. Ama kimse ne giren ne de çıkan görmüştür. RTE iyice panikler.

    TRAFİK IŞIKLARI DİBİNDE "BİR NUMARA"

    Vakit ilerlemiştir. Eminesi de yanındadır. RTE'nin ağzını bıçak açmamaktadır. Ramazan olmasına rağmen su üzerine su içmektedir. Zaten epeydir oruç tutmamaktadır.

    Tutarmış gibi yapmakta, iftarlarda da güya oruç açmaktadır. Birden bire "kabustu" herhalde diyerek, kendini kandırmaya başlar. Ardından da silkinerek taifesi ile birlikte "vidanjör"e binip yola koyulurlar. Yolda birinci trafik ışıklarından sonra gelen ışıkların dibinde, sabaha karşı kendisinden makas alan "Bir Numara"yı fark eder. "Bir numara" karşıdan kendisine yine "makas alma" hareketi yapmaktadır.

    RTE'nin üzerine gelenler gelir, vücudunun bütün dengesi bozulur. Mücahit'inin sabah içmesi için kendisine verdiği haplar gelir birden aklına, birden hepsini yutar makam aracındaki küçük boy "Hamidiye su"yun dibini bulur ve boş pet şişeyi orta konsolun altına saklar. Kendini hiç iyi hissetmiyordur. Sen T.C.'nin başındaki sayılı adamlardan biri ol, onca korumanın arasından evinden içeri 70 lik kapı gibi bir adam girsin, yanağından makas alsın ve sonra da yine korumalar görmeden çıkıp gitsin... Ardından bir de trafik ışıkları altından kendisine hareket çeksin...

    KOPUĞUN KOPUŞU

    Vücudunu sıkıntı basar, her yeri uyuşmaya başlar, boğazından hırıltılar yükselir; Allah kahretsin, yine malum hastalık krizi gelmektedir. Ama kriz tek başına gelmemektedir, şekeri de zıplamıştır. Kriz gelmektedir. Yanında "hapçıbaşı" Mücahit de yoktur. Sadece yanıbaşında şu "Kılıksız Ömer" ile şoförü "Panik Harun" vardır. Kendine geldiğinde Güven Hastanesi'ndedir. Başında da bir bayan doktor. "Geçmiş olsun Sayın Başbakan'ım" demiştir. Bayan doktorun adı Fethiye Sümer GÜLLAP'tır. Bu olaydan tam beş ay sonra aniden "GRİPTEN" ölüverecek (!) olan Dr. Fethiye.

    "Neredeyim ben?" der kopuk.

    "Güven Hastanesi"ndesiniz Sayın Başbakan'ın" derler...

    Hatları karışmıştır kopuğun; nice sonra durumu kavrar. Gözlerinin önüne yine trafik ışıkları altından kendine hareket çeken ve geceleyin evinde kendisinden makas alan o adam geliverir... Ama adam burada yoktur... Rahatlar RTE... Ardından bir de "pırt" yapar, çevresindekiler de duymuştur ama kimse bozuntuya vermez... Ne de olsa "pırtlayan" Başbakandır...

    RTE, o kadar mutludur ki...

    Ya Hacettepe'ye, Numune'ye ya da en kötüsü GATA'ya götürmüş olsalardı, hali nice olurdu?

    Güven ile Başkent dışında bütün hastanelere kendisini götürmüş olsalardı, tetkikler sonucunda değil Başbakanlık, devlette "kapıcılık" bile yapamaz raporu veriverirlerdi maazallah...

    DOKTOR ODASI'NDA MİNİK BİR MESLEKİ SOHBET

    - Nasıl teşhis ettiniz hocam?
    - Birkaç ihtimal vardı, tam karar veremedim aslında...
    - Peki tetkiklerin sonucu geldiğinde?
    - Çok rahatladım. Tahmin ettiğim gibi Başbakan oruçsuzdu...
    - Oruçsuz muydu?
    - Evet...
    - Bakın şu Allah'ın işine... RTE oruçsuz...
    - Ne olmuş hocam? O da insan... Üstüne üstlük hem hipoglisemi hem de epilepsi...
    - Bir de epilepsi !? Bu adam düzgün karar vermez ki, özellikle de gerginlik
    anlarında... Vah Türkiye'm vah...
    - ....

    BİR CEP TELEFONU KONUŞMASI

    - Sayın Başbakanlık Müsteşarı ile görüşmek istiyorum.
    - Kim diyelim?
    - Güven Hastanesi'nden, Başbakanımızın sağlığı ile ilgili....
    - ...
    - Buyurun ben Başbakanlık Müsteşarı...
    - Sayın Müsteşarım, Güven Hastanesi çalkalanıyor; Başbakanımız epilepsi aynı zamanda
    da hipoglisemiymiş... Başbakanlık değil, kapıcılık bile yapamazmış diye...
    - Ne !?
    - Nereden çıkmış bu, YALANNNNNNN !
    - Hayır efendim, Dr. Fethiye anlatıyordu etrafındakilere...
    - Dr. kim!?
    - Dr. Fethiye...
    - Siz kimsiniz?
    - Bir dost....
    - ...

    SONRASI...
    EĞER AYDIN DOĞAN İLE RTE EL ALTINDAN UZLAŞMADILARSA YAKINDA BU DOSYA SÜRMANŞETTEN AÇILIR...


    Ama bu dosya Aydın DOĞAN'a nasıl ulaştı?

    Başbakanlık Müsteşarı'nı arayan var ya... İşte onun sayesinde...

    Peki, Dr. Fethiye "GRİPTEN" nasıl öldü (!)

    Otopsi yapıldı mı?

    Otopsi raporu nasıl tutuldu?

    Aydın DOĞAN, "üç vakte" kadar açıklamazsa, ben burada yazarım dostlarım...

    Benim elime nasıl mı geçti?

    Birincisi; Yaşanan hiç bir şey gizli kalmaz...
    İkincisi; "satan, satar"...
    Üçüncüsü; Türkiye'nin bir yerüstü vardır bir de yeraltı...
    Dördüncüsü; Gerçek "DERİN DEVLET"e kimse ulaşamaz, özellikle de "kurmalı savcılar"...
    Beşincisi; Devletin sırlarını nasıl satanlar, işportaya düşürenle varsa; bu sırları gerçek "emanetçilere" teslim edenler de vardır...
    Altıncısı; YARSAV Başkanı'nın yıllar öncesine ait bir "sağlık raporu" nasıl ortaya çıkarıldı ise bu dosya da bana öyle ulaştı...
    Yedincisi; Yeraltında o kadar çok ve müthiş dosya var ki...

    Bir örnek mi?
    En küçüğünden bahsedeyim:

    Bir TV kanalında dini sohbetler yapan, yeni bir "Ağlayan Şeytan" var, bilenler bilir... İşte o kişi, geçmişte "Otogaz ve akaryakıt kaçakçılığından yargılanmış,
    sonra da hüküm giymiş. Ama ne hikmetse bir "gizli el" bu hükümü para cezası ile infaz ettirivermiş...

    Peki, Ben nasıl yazabiliyorum? Ben yazabileceklerimi yazıyorum. Anahatları ve bazı konuları ve ayrıntıları özellikle zıplayarak... Hatırlayanlar vardır, konuyu daha önce de yazmıştım... İnanmayanlar da oldu, inananlar da. Ama ortada çok önemli bir gerçek var.

    ***UZMAN DOKTOR FETHİYE HANIM, "GRİP"TEN ÖLÜVERDİ (!)...

    Cem YAREN/www.etikhaber.com

    Diğer Haberler
  • Yazıcıoğlu hakkında yeni iddia 21 Mayıs 2009 Perşembe 07:18
  • Çankaya Köşkünden açıklama 18 Mayıs 2009 Pazartesi 23:38
  • Değişiklik yetkisi sınırlı11 Mayıs 2009 Pazartesi 06:13
  • Özkök’ün tedirgin saatleri 10 Mayıs 2009 Pazar 12:11
  • Selçuktan ilginç iddia10 Mayıs 2009 Pazar 08:27
  • Erken uyarı MİTçiden 09 Mayıs 2009 Cumartesi 08:20
  • 27 Nisan’ın arkasında durdu08 Mayıs 2009 Cuma 07:19
  • Tanımadıklarıyla görüşmüş! 07 Mayıs 2009 Perşembe 12:24
  • İlginç plan07 Mayıs 2009 Perşembe 08:11
  • Kızlar ayrı okulda okutulsun07 Mayıs 2009 Perşembe 07:11
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim