• BIST 107.286
  • Altın 143,410
  • Dolar 3,5648
  • Euro 4,1530

    Demirel 'Kürt sorunu'nu değerlendirdi

    01.05.2011 07:34
    Yaşananlar ulus devleti zorluyor
    Demirel Kürt sorununu değerlendirdi
    Demirel 'Kürt sorunu'nu değerlendirdi Demirel 'Kürt sorunu'nu değerlendirdi Demirel 'Kürt sorunu'nu değerlendirdi

     

     
    Demirel, “Mahkemede Kürtçe konuşmak, dükkana molotofkokteyl atmak... Hepsinin arkasında ulus devlete itiraz var. Seçimlere giderken Türkiye’nin birliğini muhafazada karşılaşılacak sorunlardır” dedi 
     
     
    * Yargı organı değil ama yüksek yargıçlardan oluşan YSK’nın bağımsız adaylarla ilgili veto kararı ortalığı karıştırdı...
    Evet yanlış yapmışlardır. Yanlış yapmasalardı iyi olurdu. Düzeltmişlerdir neticede. 
     
    * Bu olay üzerine belli bir coğrafyada, özellikle İstanbul’da kamu düzeni alt üst oldu ve düzeldi. Cumhurbaşkanı’nın da parlamentoya çağrısı var, Kürt meselesinin çözümü konusunda...
    Şimdi bakın Türkiye’de birçok meseleler köküne inmeden konuşuldu. Türkiye’de devlet var. Bu devlet ulus devlettir. Yani Türkiye birden fazla ulus kabul etmiyor. Bir devlet var, bir ulus var. Yani devlet de tek, ulus da tek. Ulusun içinde çeşitli halklar var ama hepsi bir ulusu meydana getiriyor. Bir ulusu meydana getirdikleri zaman bunların dilleri, dinleri, ırkları, milliyetleri eşit olmuyor ama bir ulusun eşit fertleri oluyorlar. Bir devlete temel teşkil edecek bir ulusun fertleri oluyorlar. Bu meydana getirdikleri beraberliğin muhafazası için de en önemli faktör dil, ırk ve din üzerinde bir imtiyaz talep etmiyorlar. Yani din ve ırka dayalı cemaatler veya gruplar bu ülkenin vatandaşı olmanın ötesinde bir şey talep etmiyorlar. Bu eşitliğe dayalı ve eşit fırsat ve eşit haklara dayalı bir sistem. Ve bu gelmiş 80 sene. 80 sene eğer Türkiye başarıyla gelmişse bunun sayesindedir.  
     
    * 80 yıl sonra tartışılıyor ama...
    Şimdi herkes bence eğri oturup doğru söylemelidir. Hiçkimse her şeyi birbirinin üstüne atmasın. Herkes birbirinin üstüne atıyor. Bugünkü mevcut anayasamız ulus devlettir, birden fazla milleti kabul etmez. Birden fazla dili de kabul etmez, birden fazla bayrağı da, birden fazla ülkeyi de kabul etmez. Şimdi Türkiye rahatsızdır. Bir şey meydana gelince İstanbul ve oradan ses geliyor diyorsunuz, bir şey meydana gelmese de geliyor ses. Demek ki bu seçimlere giderken Türkiye’nin en önemli meselesi budur. Seçimin kendisi değil, seçimden sonra Türkiye’nin birliğini muhafazada karşılaşılacak sorunlardır. “Ulus devlet istemiyoruz”. “Ne çeşit devlet istiyorsunuz?” “2 dilli bir devlet istiyoruz. 2 tane resmi dili olsun.” Çok kısa zamanda parçalanırsınız. Birbirinizi anlamaz hale gelirsiniz. Yani onun için dünyada bünyesi böyle olan ülkelerde tek dil var. Resmi dil tek. Ama resmi dilin dışındaki diller zaten konuşuluyor. Tek resmi dil. Ne oluyor? O insanlara hangi menşeiden gelirse gelsin günlük hayatlarını devam ettirmelerini sağlıyor. Konuşuyorsun. Eğer o dili bilmezsen bu ülkede nasıl çalışacaksın, nasıl ekmeğini kazacaksın? Sen yine bildiğin dilini konuş, bir şey diyen yok sana.  
     
    * Ana dilde öğretim...?
    Öğret, ana dilde öğretim yap, yapabiliyorsan. O işin pratiği. Ben şunu söylüyorum: Bir tek resmi dili bozarsanız parçalanma arkasından gelir. Türkiye’de aslında bir bu zamana kadar bin senedir bu coğrafyada beraber yaşamış insanlar beraber yaşamaya devam edecekler mi, etmeyecekler mi? “Edecekler ama, Selçuklular zamanında olduğu gibi”... Türkiye’yi beyliklere bölerseniz, öyle edecekler, o bugün mümkün değil. 
     
    * Demokratik özerkliğe de karşısınız...
    Mümkün değil.
     
    * KCK davası var ve orada Kürtçe konuşmak istiyorlar ama mahkeme kabul etmiyor. Mahkemede konuşulması Türkçe’nin resmi dil olmaktan çıkması anlamına mı gelir?
    Öyle anlıyor mahkeme. Bunlar zorlamalar zaten. Neyi zorluyor biliyor musunuz? Ulus devleti zorluyor. İtiraz ulus devletedir. Dükkana molotof kokteyli atmak... Hepsinin arkasında ulus devlete itiraz var. O zaman ne biçim devlet istiyorsunuz siz, ulus devleti yıkıp? Türkiye’nin birliğini muhafazası bugün Türkiye’nin en önemli meselesidir. Ama bugün Türkiye’nin kanunlarını da uygulamıyorsunuz zaten. 
     
    * Hangi kanunlar uygulanmıyor?
    Kanunları uyguladığınız yerde ırk esasına dayalı bir parti olmaz, din esasına dayalı da olmaz. Irk esasına dayalı bir parti var, parlamentoda var. Uygulamıyorsunuz kanunu. Eğer ırk esasına dayalı bir parti olacaksa kanunları değiştirin. O zaman ne oluyor, büyük kütle dışlanıyor. Aslında bugün İstanbul’da veya Diyarbakır’da veya Güneydoğu Anadolu’nun bazı yerlerinde gördüğünüz birtakım olaylar can sıkıyor ya, herkesin canını sıkıyor, “acaba nereye gidiyoruz” diyor onlara cevap vermeye kalkan bir kütle meydana çıkarsa ortaya, ondan korkmak lazımdır. Yani bu işleri yapanlardan başka insanlar var bu ülkede. Devlet devletliğini yapmazsa o insanların bir takım işlerin, bir takım hareketlerin içine girmesini bir yerden sonra önleyemezsiniz....
     
    * Yani..?
    Yani şunu demek istiyorum: Kürt milliyetçiliğinin karşısına Türk milliyetçiliğini çıkartmayın. Türk milliyetçiliği tarafında bugün aktif bir şey yok. Ama eğer çok kurcalamaya devam ederseniz sıkıntılar olabilir. Bugünkü sıkıntılar o zaman büyür. 
     
    * Türkiye’nin en önemli meselesiyse bu, seçimden sonra yeni anayasayla çözeceğiz deniyor ama yuvarlak laflar söyleniyor...
    Ya ulus devleti muhafaza edeceksiniz ya ulus devleti tahrip edecek tedbirlere başvuracaksınız. Birinden birini seçeceksiniz. Evvela bu iki halkın bir arada yaşama iradesini güçlendireceksiniz. Ve şunu söyleyeyim eğer bugün Türkiye’nin bazı yörelerinde devlet yoksa, devletin gücü yoksa, devlet kanunlarını uygulayamıyorsa bu herhalde iyi bir şeye alamet değil yani. Türkiye’nin meselesi bu. Yarın başka yerlerinde de uygulayamaz hale gelir. İlk mesele bu. Onun için dedim ben zaten, Türkiye’de bu meseleler çok açıklıkla konuşulmuyor. Bir defa korku var. Terör korkusu var. Ve Kürt kökenli, Türk kökenli, hangi kökenden gelirse gelsin bu ülkede sağduyu sahibi insan çok. Şu ana kadar daha büyük kırılıp dökülme olmamışsa sebebi odur. Çok sağduyu sahibi var. Bence gene çözümü yine bu sağduyu sahibi insanlarda arayacaksınız. 
     
    * Seçim bu anlamda önemli mi? 
    Benim için seçim değil seçimden sonrası önemli. Sandıkları koyacaksın seçimi yapacaksın. Ona karar vereceksin. 
    Ama seçim şunu da gösterecek. Türkiye’de en mühim mesele milli muhafazadır. Türkiye birliğine yönelmiş tehditler var. Bu tehditlerin neticeleri günceldir. Yani sadece PKK olayı değil, Yüksekova’da her gün cereyan eden olay budur. Veyahut da sivil itaatsizlik. Türkiye bu tehditlere nasıl bakıyor, bu seçimde görülecek. Yani ne kadar önemsiyor. 
     
    * Sonuçlar ne olursa önemsediğini, ne olursa önemsemediğini anlayacağız?
    Şöyle: Bu açılım maçılım hikayeleri vardı ya, onlar dile gelecek mi gelmeyecek mi bilmiyoruz. O esas üzerinden propaganda yapılacak mı bilmiyoruz. Yaparlarsa yapanlara itibar edecek mi etmeyecek mi? Ve Kürt meselesini çözeceğiz derken Türkiye birliğinin ne kadar zedeleneceği meselesine Türkiye çok dikkat etmektedir. Bu seçimde bunların halkın dikkatinden kaçacağını sanmıyorum. Türkiye barış istiyor. İstiyor ama her ne pahasına olursa olsun barış değil. Sürdürebilir bir barışı kurabilmenin ve devam ettirebilmek için iç barış. Bu günler bile aranır hale gelmemeli. Herkesin buna dikkat etmesi lazım. 
     
    * Seçimden sonrası önemli dediniz...
    Sonra “Hadi bakalım çözün” olur. “Bulmacayı çözeceğiz” diyenlere, “çözün bakalım” denir. Çözecekseniz bu meseleyi, halkın karşısına çıkıp nasıl çözeceğinizi söylemeniz lazım. 
     
    * Yani “ulus devleti, üniter yapıyı” mı tartışacağız?
    Tabii. Mesele orada. Ulus devleti tartışamazsanız bu meseleyi çözemezsiniz. Onun da çok zor bir şey olduğunu söyleyeyim. Türkiye kolay bir meseleyle karşı karşıya değil. Birisi çıkıp bunun çözümünü söylemiyor diye kahrediyorsunuz ya, mesele zor. O birisi de yok onu söyleyecek. 
     
    * “Birisi” kim olmalı?
    Yüreği yeten birisi çıksın. Bu toplumun içerisinde siyasetçi var, yazar var, çizer var, üniversite var, mütefekkir(düşünür) var, her çeşit insan var. Herkes yanından geçiyor .
     
    ‘Hukuk yoksa patlama olur’ 
     
    * AYM Başkanı, kuruluş yıldönümünde siyasetçilere “uzlaşın” önerisinde bulundu, “bana gelmeyin” mesajı verdi. Bir yüksek yargıcın, muhalefetin bir kanunun iptali için AYM’ne dava açmasını “kolaycı muhalefet” olarak eleştirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Yadırgarım böyle bir beyanı, “bana gelmeyin” demesini. “Anlaşın aranızda bana gelmeyin...” Anlaşamıyorlarsa ne yapacak? O da “bana gelmeyin” diyorsa ne yapacak, kavga yapacak. 
     
    * Anlaşsa bile anayasaya...
    Anlaşmaktan kasıt uzlaşma. Zaten hukuka, anayasaya aykırı uzlaşma olmaz. Yorumlarınızda yaptığınız işin anayasaya, kanunlara uygun olduğu kanaatına sahipseniz, öyle olacak o. “Bana gelmeyin” diyorsa “nereye gidelim” diye soracak adam. “Uzlaşın” diyor. Ee, uzlaşamıyoruz, uzlaşmam mümkün olsa... 
     
    * Çoğu zaman da uzlaşma sağlanamıyor...
    Bakın bu yaralayıcı bir şeydir. Uzlaşma çok önemli bir hadise, uzlaşma bir meziyet zaten. Fakat uzlaşma hep mümkün olsaydı savaşlar olmazdı. Chamberlain(dönemin İngiltere Başbakanı) Hitler’le uzlaşmak için neler yapmadı, Avusturya gitti ses çıkarmadı, Çekoslovakya gitti ses çıkarmadı. Ve İngiliz parlamentosundaki kıyameti ben hatırlıyorum. “Daha nereye kadar bekleyeceksin” yani...
     
    * Avrupa’nın yarısı işgal edilmiş...
    O da dedi ki, “ben sizi savaştan kurtardım”. Sonra ne oldu, daha büyük savaş oldu. Uzlaşamadığı takdirde ne yapacak? Bir hakem müessesi arayacak o takdirde.
     
    * Hakem Anayasa Mahkemesi mi?
    Evet. Zaten bizde Anayasa Mahkemesi bir ihtilal sonrası kuruldu. Anayasa Mahkemesi bizde seçilmiş gelmiş iktidarların, “millet bizi seçti, size ne oluyor” diye istediklerini yapmaya kalkmalarına ve bu arada anayasa ihlallerine varan tasarruflarda bulunmalarına mani olmak için kurulmuştur. Şimdi bu Anayasa Mahkemesi yokken, diyelim bir tarafta 300 milletvekili bir tarafta 80 milletvekili var -geçmişte vardı böyle şeyler- 300 milletvekiliyle istediğini çıkarıyor, bu 80 bağırıyor, “Yav yaptığınız Anayasa’ya aykırı”. “Hadi canım sen de anayasa da biziz” diyordu adam. İşte bu Jakoben anlayış bizim demokrasimizin en nazik noktasıdır. 
     
    * “Jakoben anlayış”tan kastınız ne?
    “Madem millet bizi seçti, her şeyi yaparız.” Hayır millet sizi her şeyi yapmak için seçmemiştir. Millet sizi muayyen bir çerçeve içerisinde yetki kullanmak, meşru yetkileri kullanmak ve muayyen bir çerçeve içerisinde hizmet etmek için seçmiştir. Her şeyi yapmak için değil. Bu anlayış aslında bir taraftan halktan büyük bir güç almış gelmiş siyasi iktidarları, muhalefeti küçümsemeye hatta muhalefetin varlık hakkını görmemezliğe gelebilecek durumlara getiriyor. Ve hala muhalefetten rahatsız oluyor siyasi iktidarlar. Bugünkü hadise; yüzde kaç oyla seçilirse seçilsin gelsin, seçimle gelmiş iktidarlar anayasanın, anayasa dışında vicdanın gerektirdiği çerçevenin dışına çıkmamalıdırlar. 
     
    * Çıkarlarsa..?
    Çıkarlarsa birisi buna “dur” demelidir. Dur diyen kim olmalıdır? Hukuk olmalıdır. Eğer hukuk yoksa patlama olur. Bu patlama lafının altını çizin. Patlama mutlaka olur. Eğer bir takım ülkelerde patlamalar olmuyorsa onlar söylediğim sınırı aşmıyorlar. İki tahakküm var. Bir azınlık tahakkümü, bir çoğunluk tahakkümü. Yani çoğunluk kendi meşru gücüne dayanarak her istediğimi yaparım diyemez. 
     
    * Ama “milli irade” deniyor...
    Öyle olursa milli irade olmaz. Orada eğer muhalefet olmazsa milli irade olmaz. Milli iradeyi milli irade yapan, hem iktidarın hem muhalefetin mevcut olmasıdır. Eğer bir parlamentoda muhalefet yoksa o parlamento milli iradenin temsilcisi değildir. İngilizlerin bir sözü var: Her Majesty’s Loyal Opposition. Kraliçe’nin sadık muhalefeti. İktidar her ülkede var. Krallıkta da, padişahlıkta da, şeyhlikte de var. Mühim olan mesele muhalefettir. Muhalefet olabilmelidir. 
     
    - BİTTİ -
     
    iLK iKi BÖLÜMÜ HATIRLATMA..
     
    9. Cumhurbaşkanı Demirel, önceki gün ve dün gazetemizde yayınlanan röportajında Ergenekon sanığı Prof. Mehmet Haberal’ın milletvekili adaylığını için kendisinin devreye girdiği iddialarına karşı çıkmıştı. Haberal’ın 2 yılı aşkın süredir cezaevinde olduğunu ve hala “suçum ne?” diye sorduğunu belirten Demirel, “Benim isyan halinde olduğumu herkes biliyor. Ama benim tavsiyeme gerek yok” dedi. Demirel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu kastederek “Adam ne diyor, ‘birisi bana tavsiye etti de onun için koydum’ demiyor. ‘Vicdan lazım’ diyor. Bunu ben dedirtiyor değilim ki! Böyle bir adama “biri sana etki mi yaptı, bunu söylüyorsun” denebilir mi?” şeklinde konuşmuştu. “Ne darbesinden bahsediyorsunuz siz? Darbe yapacakmış da yakalamış da, etmiş de... Bunların hepsi laf, laf, laf” diyen Demirel, “Mehmet Haberal çakı taşımaz cebinde yahu” diye eklemişti...
     
    vatan
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim