• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585

    Cemaat Ergenekon'a paravan yapıldı

    29.01.2012 09:58
    Cemaat Ergenekona paravan yapıldı
    'Her Taşın Altında The Cemaat mi Var?' kitabıyla 'cemaat/siyaset/Ergenekon'u yazan Nazlı Ilıcak, cemaatin eğitimli dindar insanlar yetiştirmeyi hedeflediğini söylüyor: Cemaatin adının Ergenekon davasını itibarsızlaştırmak için paravan olduğunu düşünüyorum
    Cemaat Ergenekon'a paravan yapıldı Cemaat Ergenekon'a paravan yapıldı Cemaat Ergenekon'a paravan yapıldı

    ‘Her taşın altında cemaatin olup olmadığı’ son yılların en çok konuşulan meselesi.

    Cemaatin bürokraside, poliste, yargıda kadrolaştığı iddiaları var ama hiçbiri delillendirilemiyor. Ben de kitapta geçmişten bu yana benzer iddiaların bulunduğunu incelemeler sonunda ortaya koyuyorum. İlk ‘poliste cemaatçi örgütlenme iddiası’ 1992’de Polis Akademisi’nden atılan bir çocuğun şikâyetiyle ortaya çıkıyor. Bunun üzerine, bir inceleme ve takipsizlik kararı var. Konu sonra tekrar gündeme geliyor. 1998’de Talat Şalk gene takipsizlik kararı veriyor. 1999’da Aydınlık dergisi ‘poliste Fethullahçı örgütlenme’ iddiasını gündeme getiriyor ve o dönemde dergide yayımlanan listede Hanefi Avcı da dördüncü. Yeniden bir soruşturma ve inceleme başlatılıyor. Başka olaylarda birleştirilerek Nuh Mete Yüksel bir dava daha açıyor. Beraat kararı çıkıyor, Yargıtay onuyor. Demek ki, bu iddialar birçok kere incelenmiş ve beraat etmiş. Sonra birdenbire yeniden 2008’de ‘Fethullahçı örgütlenme’ iddiasıyla karşılaşıyoruz. Niye 2008? Ergenekon soruşturmaları ve büyük tutuklamalar başlıyor ve en önemlisi örgütün ismi Ergenekon olarak konuluyor. Ergenekon ismi konulur konulmaz bu sefer Aydınlık’ta 57 kişilik bir liste yayımlanıyor ve birinci sırasında Ramazan Akyürek ve birçok polisin ismi var. Bu defa onlar hedef gösterilmeye başlanıyor. Ergenekon’dan kim tutuklansa, “Bu cemaatin işi” lafı zikrediliyor. Dolayısıyla her dönemde böyle iddialarla karşı karşıyayız. İlk liste çok araştırıldı, önce 100 kişi için bir soruşturma açılmıştı, sonra bir ara 5287’ye kadar çıktı polisteki Fethullahçı listesi. Öyle bir örgüt bulunamadı zaten.

    Bu iddiaların paravan olarak mı kullanıldığını düşünüyorsunuz?
    Bunun Ergenekon davasını itibarsızlaştırmak için yapıldığını düşünüyorum. “Her şey cemaat tarafından yapılıyor” gibi bir hava yaratılıyor. Buna karşı bu kitabı yazdım. Burada Hanefi Avcı’nın, Nedim Şener’in iddiaları yer alıyor. Bu iddiaların çoğu mesnetsiz. Bakıyorsunuz Nedim Şener’in kitabında Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun raporuna dayanarak Ali Fuat Yılmazer’in kusurlu olduğu iddiası var. Ancak Mülkiye müfettişleri de inceleme yaptı ve hiçbir sorumluluğunu görmediler Ali Fuat Yılmazer’in. Buna mukabil hem Ankara hem Trabzon Emniyeti’nin ihmalini tespit ettiler. İstanbul’un özellikle hiçbir araştırma yapmadığı, Osman Hayal’in ev tespitini yapmadığı, cinayetten sonra eski tarihli bir rapor düzenleyerek bunu yapmış gibi gösterdiği, Osman Hayal ve Yasin Hayal’in telefonlarını incelemeye almadığı ama almış gibi rapor düzenlediği sonra ortaya çıktı. Şimdi ben de soruyorum, Ali Fuat Yılmazer ve Zekeriya Öz’e sırf Ergenekon’la ilgili operasyonları yürüttükleri için Fethullahçı suçlaması yapılıyor. Niye hedef alıyorsunuz onu? Dink ailesinin şikâyet dilekçesinde ismi bile geçmiyor veyahut AİHM’ye giden davada sorumlu bulunmuyor. Benim tek hedefim o kitaptaki yanlışlar değil ama bir bölümde onun da yanlışlarını ortaya koydum. Bu isimler görevden alındı. Belki görevde olsalar, bu soruşturmalardaki eksiklikleri gidereceklerdi.

    Bu süreçleri karmaşık hale getiren davanın çok dallanıp budaklanması, tutuklamalar…

    Haklısınız çok karışık. Ergenekon’la ilgili sekiz dava var, çünkü olay çok karmaşık. Sivil toplum örgütlerinde, medyada ve kamuda da ayağı var. Kara propaganda yapan bir haber ağları da var. Ben olayları da özetleyerek gitmeye çalıştım. Oda TV meselesinde objektif kalarak, davanın gidişatını, Baykal ilişkisini bir şekilde anlatıyorum. Hanefi Avcı’nın kitabından bahsediyorum. Bir de Fethullah Gülen’le ilgili öteden beri öne atılan isnatlar ve hakkında açılan davada kullanılan sözleriyle ilgili onun kitabından alıntılarla aslında ne demek istedi meselesini de irdeliyorum. Nuh Mete Yüksel o dönemde bu sözleri ayıklayınca ortaya bambaşka bir sonuç çıkıyordu çünkü. Benim vardığım sonuç her taşın altında ‘The Cemaat’ yok. Oda TV önemli bir meseledir. Kesinkes yargılama gerektiğini düşünüyorum ama hepsi tutuklu yargılanmayabilir. Nedim Şener, Ahmet Şık dış kapının tokmağı. Onların tutuklanması bu davaya itibarsızlık kazandırdı. Yine de birkaç yanlış için Ergenekon davasını değersizleştirmem. Çok önemli, muvazzaf askerlerin yargılandığı bir dava bu. Türkiye bunu kökünden halletti diyemeyiz. Çok büyük bir öfke var ama bu davalar yüzünden bu öfke sinmiş durumda. Asker ve zihniyet yerinde duruyor.

    Bu kadar çok göz önünde ve tartışılır oluşunu neye bağlıyorsunuz?
    Cemaatin asıl işi okullardır. Çünkü Fethullah Gülen altın bir nesil yetiştirmek istiyor. Bu altın nesil hem dindar hem bilgili olacak ve önemli yerlere gelecek. Ortada laikliği yıkmak amacı yok. Cemaat okullarında yetişen talebeler Türkiye nüfusuna vurduğunuzda yüzde 2 bile etmez. Dolayısıyla bir tehdit unsuru değil. Radikal bir İslam değil, hoşgörüye dayalı, dinler arası diyaloğa dayanan bir dindarlık hedefliyorlar. Herkes laikliği ele geçirmek istediğini sanıyor, böyle bir şeyi istese de yapamaz. Dindar insanlar ikinci sınıf görünmesin diye çalışıyorlar. Bu çabaya ben de çok hak veriyorum.

    Cumhuriyetin yarattığı modelle de ilgili biraz bu algı… Ve bu algıyla yetişen başka bir nesil de var…
    Din bir tehdit gibi görünmüş. İnsanlar dinden uzak kalmışlar ama muhafazakâr kitleler çocuklarını yetiştirmeye devam etmiş. Cemaati tehlike olarak görmüyorum ama etkisini arttırdığını kabul ediyorum. İktidarın oylarını da etkiliyorlar bu da doğru ama bu bir tehlike değil, çünkü cemaat tehlikeli değil.

    Dindar ama eğitimli insan modeli, dindar olmayan kesimlerce tehdit kabul ediliyor ama… Mahalle tartışmaları bu tehditten kaynaklanıyor…
    O endişeler iki kesimin birbirini tanımamasından kaynaklanıyor. Uzaktan bakınca her taşın altında cemaat çıkıyor gibi görünüyor, “Vay ülkeyi ele geçiriyorlar” hissi ortaya çıkıyor. Aynı korku Erdoğan hükümeti için de var. Çünkü Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren dindara karşı bir korku vardır. Dindarla dinciyi karıştırıyorlar. “Bana benzemeyen insan iktidara geldi, aman Allah’ım devleti ele geçirdi, kadrolaşıyorlar.” Kadrolaşıyor olabilir, olmaz demiyorum ama laikliği yıktığına dair ben pek fazla bir örnek göremiyorum. İmam hatiplilerin üniversiteye girmesi laikliği yıkmaz.

    Şimdi tabana yayılan bir değişim kaygısı daha ön planda. Cemaatin politikayla arasına mesafe koyduğunu düşünüyor musunuz?
    Fethullah Gülen ve Said-i Nursi politikaya tamamen karşıdır. Ergenekon davalarının sonuçlanmasını istiyorlar ama iktidarla birlikte anılan yolsuzluk iddiaları onları da çok rahatsız ediyor mesela. Yeni bir anayasa istiyorlar, kendilerini güvence altına alacak bir anayasa. Nasıl Kürtler kendilerini güvence altına almak istiyor, dindarlar da böyle bir talep içindeler. Fethullah Gülen pragmatist düşünüyor. “Biz daha çok eğitim kurumu açalım” diye bakıyor. Okullar lojistik merkezler gibi işliyor. O kadar büyük bir gruptan söz ediyoruz ki. Diyelim ki, ben şimdi Gülen’e sempatizansam, bir Fethullahçı değilim. Ama ben ülkeye yarar sağladığı, bu cemaatin sürmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Kanaat önderlerinin arzusu iktidardan uzak durmak olabilir ama dallanıp budaklanan cemaatte böyle bir arzu filizlenemez mi?
    Ak Parti’ye aday bile vermediler ama. Eskiden bütün cemaatler kendine göre hep aday gösterirdi. Öyle bir siyasi ilişki geliştirmediler. Fethullah Gülen cemaati iktidarda değil Ak Parti’yle. Ama o kadar büyük bir yapı ki, o yapı içinde insanların farklı düşünceleri olabilir.

    Peki iki kesim birbirini yakından tanıyınca daha önceki önyargılar törpülenecek mi? Mesela mütedeyyin kesimin Alevilere, Ermenilere bakışı…
    Muhafazakâr insanların Alevilere bakış açısı daha farklı olabilir. Onları kucaklarken, farklılıkları biraz gözden kaçırmak istiyorlar. Bilinçli bir ezmek amacı olduğunu düşünmüyorum. Siyasi iktidara gelip diğerlerini safdışı bırakmak gibi bir güçleri hiçbir zaman olmayacak. Onların da bir sınırı var. Bu kadar güçlenebilir, siyasi bir noktaya gelemez cemaat. Gülen’e bağlı bir harekettir bu, Gülen’den sonra bu kadar güçlü devam edemez. Bir tarikat değil bu, bu bir cemaat, giderek genişleyen, kolları olan bir yapı. Fethullah Gülen bir kişiye el vermeyeceğine göre, siyasi bir tehdit olarak sürmesi zaten mümkün değil. Bu hizmet devam edecek ama güç kaybedebilir

    Fethullah Gülen çok uzun zamandır yurtdışında. Dönme ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Çok iyi olur. Ben ABD’ye gidemiyorum, gitsem görmek isterim. Türkiye’de olmasını çok arzu ederim ama o henüz olayların durulmadığını, kendisini gerekçe göstererek birtakım hareketlerin devam edebileceğini düşündüğü için buraya gelme lüzumunu belki de hissetmiyor. 

    radikal

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim