• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258

    "Bu iş federasyonla hallolur"

    21.08.2011 09:42
    Bu iş federasyonla hallolur
    Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Mihri Belli, Kürt sorunu için "Bölünme olmaz" demiş.

    Gürkan Hacır / Akşam

    Bu iş federasyonla hallolur


    Solun çınarı Mihri Belli ile sağlıklı günlerinde en son görüşmelerden birini yapmıştım. Türk solunun yanı sıra tabii ki Kürt meselesini de konuşmuştuk.

    'Talepler konuşulmadan çözülmez. Önce aklıselim galip gelecek. Herkes geçmişe bir sünger çekecek' diyen Belli, sorunun çözümü konusunda ise son derece netti: 'Bu iş federasyonla hallolur. Bölünme filan olmaz. İki eşit millet statüsü üzerinden bu iş çözülür. Kimse endişelenmesin. Kürt kardeşlerimiz bizden asla ayrılmaz'

    Türk solunun efsanevi lideri Mihri Belli yaşama veda etti. 95 yıllık ömrünün büyük çoğunluğunu Türkiye'nin sosyalizm ve bağımsızlık mücadelesine adayan koca bir çınardı O. Son bir yılı neredeyse bitkisel hayatta geçmişti. Daha önce onunla bir çalışma yapma şansını yakalayan dostum Hüseyin Karabey ölümünden bir hafta önce ziyaretine gitmişti. 'Gürkan, Mihri Bey'in sadece gözleri kalmış. Öylece hareketsiz yatıyor. Şuuru kapalı' demişti.

    Mihri Belli'yle sağlıklı günlerinde son görüşmelerden birini ben yapmıştım. Göztepe'deki evlerine aslında eşi Sevim Belli'yle mülakata gitmiştim. 784 sayfalık dev kitabı 'Boşuna mı Çiğnedik'i konuşacaktık. Ama Mihri Bey'le de uzun uzun söyleşmiştik. 'Kapetan Kemal' belgeselini yapan ünlü yönetmen Fotos Lambirinos, Yunanistan'daki belgesel çalışmalarımızda en büyük yardımcımızdı. Onun selamlarını getirmiştim. Çok duygulandığını hatırlıyorum.

    PANKARTI İLK O KULLANDI

    Sevim Hanım'la uzun uzun söyleştik. 51 tevkifatından, Türk solunun sorunlarına Mihri Bey'le tanışmalarından, Kürt meselesine kadar hemen her konuya değindik. Sonra sıra Mihri Belli'ye gelmişti. Türk sosyalist hareketinin çınarına soracak ne çok sorum vardı!

    Sevim Hanım bu kez mutfaktaydı. Bize bisküvi ve çay hazırlıyordu.

    Önce uzun yıllardır aklımı kurcalayan soruyla başlayacaktım. Mihri Belli, Türkiye siyasi yaşamında pankartı ilk kez kullanan komünist eylemciydi. 1944'te Mahyacı Tahsin Berkem'le beraber Sultanahmet Camii minaresine asmaya çalıştıkları pankartta 'Saraçoğlu, faşisttir' yazıyordu.

    - Neden Saraçoğlu'na 'faşist' dediniz?

    'E Almanlara yakındı da ondan' cevabını gülümseyerek dinledim. Belli ki o günlerin kara propagandası Mihri Belli'yi çok etkilemişti. Oysa Saraçoğlu ne Almanlara yakındı ne İngilizlere...

    Sadece İnönü'nün direktifleriyle bir denge oyunu oynamaya çalışıyordu. Ama karartma günlerindeki faşist tanımlaması üzerine yapışıp kalmıştı.

    - Peki asabildiniz mi?

    Hayır asamadık. Bir ucunu mahyacı Tahsin astı, diğer ucu benim elimdeydi. Çevreden ihbar oldu, polisler geldiler. Kaçtık. Ben o eylemden dolayı 5 ay saklandım. 4 ay da hapis cezası aldım.

    Türk solunun bitmeyen meselesi Kürt sorununa gelmişti sıra. Mihri Bey bir önceki seçimlerde DEHAP listesinden aday olmuştu. O da barışçıl bir sosyalist olarak bu kanlı kavganın bir an önce bitmesini istiyordu.

    FEDAKARLIK YAPMAK ŞART

    Son iki yılda yaşadığımız gelişmeleri adeta öngörmüş gibi sormuştum.

    - Mihri Bey, bu işin sonu toprak bütünlüğümüzün parçalanmasına varmaz mı?

    Hayır! Kimsenin öyle bir şey istediği yok.

    - Peki ayrılıkçı Kürt hareketi ne istiyor?
    Yurtlarında özgür ve eşit bir yaşam istiyorlar. Kendi dillerinde eğitim istiyorlar. En fazla da barış istiyorlar.

    - Türk solu şu sorunla karşı karşıya değil mi? Önceden Kürt hareketini kendi kanatları altında büyüten Türk solunun bir ütopyası vardı. Türk ve Kürtlerin kardeşçe kuracağı bağımsız sosyalist bir Türkiye... Ama bu hayalden çok uzaklaşıldı. Türk solunun gücü kalmadı. Kürt solu ise milliyetçi vahşi bir örgüte dönüştü. Şimdi Türk solu ne yapmalı? Buyur gel yurdumun bir parçası senin mi demeli? Solcu önce yurtsever değil midir? Kendi topraklarını korumaz mı? Üstelik karşı tarafa emperyalizmin desteği bu kadar açıkken...
    Onu öyle göremeyiz. Burası onların da yurdu. Kardeşçe yaşayabiliriz. Ama önce fedakarlık yapmak gerekiyor. Sivas Kongresi'ndeki, Lozan'daki durum benimsenmelidir. Her ikisinde de bu iki milletin kardeşçe yaşadığını ve birbirlerinden ayrılmaz bir parça olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştik.

    Irk birliğini ulusun temeli sayan anlayış bilime ve tarihi gerçeklere aykırıdır. Unutmayın Sevr'e göre Türkler gibi Kürtler de kendi yurtlarını tehlikede gördüler. Sevr onlara bir yurt vaat etmesine rağmen onlar (Kürtler), Türklerle birlikte ortak bir vatanın kurulması için mücadele ettiler.

    Milli mücadelede omuz omuza mücadele ettiler. Lozan'da da yine beraberlerdi. Bu milli davayı Türkler ve Kürtler diye tüm dünyaya duyurduk. Kürtlerin bu övgüye layık tavırdan tek sapmaları Şeyh Sait isyanı olmuştur.
    twitter.com/gurkanhacir
    gurkanhacir.com

    TAKSİYE DEĞİL OTOBÜSE BİN!

    Evlerİnden tam 4 saatin sonunda ayrılırken karı koca Belli'ler bana kapıya kadar eşlik ettiler. Nasıl gideceğimi sordular. Taksiye binip yazı işlerine yetişmem gerektiğini söyleyecektim ki Sevim Hanım'ın taksi karşıtı düşünceleri geldi aklıma. 784 sayfalık kitabında uzun uzun neden insanların toplu taşımayı kullanmaları gerektiğini anlatıyordu. 'Yürüyeceğim' dedim.

    'Olmaz' dediler her ikisi de birden... 'Bakın şu sokağın köşesinden Kadıköy otobüsleri geçiyor. Hemen 100 metre ileride...'

    Teşekkür edip evden ayrıldım. Kafamın içinde bu iki dava insanın, iki yaşlı çınarın söyledikleri yankılanıyordu. Derken kendimi istemsiz bir şekilde taksi için işaret ederken buldum. Taksi önümde durdu. Belli'ler aklıma geldi. Taksiye, 'devam et' dedim, yanlışlıkla oldu. Otobüs durağına doğru yürüdüm.

    MİLLİ DEMOKRATİK Devrim

    - Peki taleplerin ardı nerde kesilir? Bölünme...
    Talepler konuşulmadan çözülmez. Önce aklıselim galip gelecek. Herkes geçmişe bir sünger çekecek.
    - Bu kadar kandan sonra kolay olur mu sizce?
    Olur, olur... Siz hiç meraklanmayın...Halklar kardeştir unutmayın.

    - Peki sizce tam olarak ne istiyorlar Mihri Bey?
    Kendi dillerinde eğitim ve haklar... Bu iş federasyonla hallolur. Bölünme filan olmaz. İki eşit millet statüsü üzerinden bu iş çözülür. Kimse endişelenmesin. Kürt kardeşlerimiz bizden asla ayrılmaz.

    - Uluslararası güçler peki? Müsaade ederler mi?
    Etmek zorundalar. Milli Demokratik Devrim bunun için var. Milli Demokratik Devrim'i hem Doğu'da hem de tüm yurt sathında bütün derinliğiyle gerçekleştirirsek buna kimse müdahale edemez.

    - Dünyada sosyalist düşünce bu kadar
    gerilemişken hala umudunuz var mı?
    Ben devrim idealimi hiçbir zaman kaybetmedim, kaybetmem... İnsanlık bazen geriler... Geriye doğru adımları olur. Ama sonuçta daima insanlığın yüce değerleri galip gelir. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bu, Türkiye için de böyledir.

    - Yani devrim iddianız sürüyor...
    Elbette!..

    90'lık koca bir çınar... İnançla söylüyordu bunları. Boncuk gibi gözleri biraz ağırlaşmıştı. Mikrofonik sesi, karakteristik kaşları, gülümseyen yüz ifadesiyse eski günlerinden hiçbir şeyin değişmediğini haykırıyordu.

    Tıpkı Milli Demokratik Devrim iddiasında olduğu gibi...

    Vapur bir gelip bir gidiyor!

    Onun yaşam öyküsünü ben kaleme almıştım. İstanbul Fikirtepe'ye yerleşen Karslı bir ailenin çocuğu olarak İstanbul'da tutunma hikayesini yazmış, gençlik yıllarındaki devrimci ateşinin zamanla nasıl CHP'ye evrildiğini anlatmıştım. Ailesinin soyağacı, kökleri, nerden gelip nereye gittiği... En önemlisi siyasi koşusu... Hepimizin gözleri önünde nasıl olup da bu kadar hızla tırmanıyordu siyaset merdivenlerini. Gürsel Tekin'den söz ediyordum. Her büyük sıçramasının ardından biraz geriye düşmesi sonra tekrar yükselmesi...

    Kılıçdaroğlu yönetiminde Önder Sav'la ters düştüğünde, herkes onun siyasi yaşamının artık bittiği yorumlarını yapıyordu. Ben de bu durumu Mithat Paşa'nın İzzettin Vapuru'na benzetmiştim. Taif Adası'na sürgüne gönderilen Mithat Paşa halkın tepkisinden korkulduğu için doğrudan sürgüne gönderilmemiş, İzzettin Vapuru'yla Sarayburnu açıklarında bekletilmişti. Eğer tepki olursa hemen geri indirilecekti. Önder Sav'la giriştiği mücadelesinde 'Bakalım Gürsel Tekin bu sefer İzzettin Vapuru'ndan inmeyi başarabilecek mi?' diye yazmıştım. Hep beraber gördük. İndi.
    Geçtiğimiz hafta vapur yeniden limana yanaştı. Üstelik hiç kimsenin beklemediği anda... Kemal Kılıçdaroğlu şaşırtıcı bir hamleyle Gürsel Tekin'in 2. adamlığını askıya aldı ve onu Basın Propaganda'dan sorumlu yardımcısı yapıverdi. Yani İzzettin Vapuru'na bir kez daha bindi Tekin.
    Bakalım bu sefer de inmeyi başarabilecek mi?

    Not : Bu akşam Şimdiki Zaman'da konuğum devrimci-İslamcı yazar İhsan Eliaçık. Saat 23.15'te Skyturk TV'de.
    Kaçırmayın, derim

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim