• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Bayan Haydar'ın İstanbul'dan geçişi

    30.05.2011 14:47
    80'lerde 'Haydarpaşa'nın gelini' olarak ünlenen Christine Haydar, geçen hafta yine memleketimizdeydi. 12 Eylül'le gazino sahnelerinin, Yeşilçam'la Fransız filmlerinin kesiştiği bir sarı muamma kendisi...
    Bayan Haydarın İstanbuldan geçişi
    Bayan Haydar'ın İstanbul'dan geçişi Bayan Haydar'ın İstanbul'dan geçişi Bayan Haydar'ın İstanbul'dan geçişi

    Geçen aralık ayında Haydarpaşa Garı’nın çatısı alev alev yanarken kimilerinin aklına da ‘Haydarpaşa’nın gelini’ gelmişti. Ismi Christine, soyadı Haydar. 1980’ler boyunca bir sarışın afet olarak birçok dergiye kapak kızı olmuş. Cüneyt Arkın’la esas oğlanla kız oldukları ‘Sarışın Tehlike’ ve sonra Kadir Inanır ve Ekrem Bora’yla başrolleri paylaştığı ‘Bedel’ filmlerle Yeşilçam’a bulaşmış. Bir gazino hayatı da mevcut. 
    Buralarda bu kadar faaliyeti olunca magazin basını da peşini bırakmamış tabii. Orada burada basmalar, plaj kaçamakları… 
    Christine Haydar bir milli gelin. Fotoğrafçı eşi Jean-Yves Haydar’la Haydarpaşa Garı’nın önünde fotoğrafları var. “Dedemin yaptırdığı garı görmek için sabırsızlanıyorum” demiş Jean-Yves Bey. Fakat bu Haydar Paşa kim, garın ismi gerçekten nereden geliyor, bu torun niye buralara gelmiş meçhul… Magazin âleminde pek böyle sorular da sorulmamış 80’lerde. 
    Sonra ortadan kayboluyor Bayan Haydar. Bir daha ortaya çıkışı edebiyatçı kimliğiyle… Biri çocuklar için olmak üzere üç kitabı var. Velhasıl Christine Haydar bir muamma. 
    Geçen hafta Christine Haydar’ın ismi sıklıkla dolandı ortalıkta. Okan Bayülgen’le birlikte iki sevgiliyi canlandırdıkları ‘Aşk Mektupları’ adlı oyun Istanbul Fransız Kültür Merkezi’nde üç gün boyunca sergilendi çünkü. En son 11 yıl önce ‘Simone’ isimli kitabını imzalamak üzere gelmiş Istanbul’a. 
    Ama bu seferki ziyaret başkaydı sanki. Bir kere en önemsediği iş tiyatroyla burada. Denen o ki, Fransa’da takdir gören bir oyunculuğu varmış. O yüzden de burada bir yandan televizyonlarda program program gezdi; araya açılışlar, Istanbul gece hayatı yoklamaları girdi. 

    150 adet Haydar Paşa 
    Fransız Kültür Merkezi’nin tiyatro salonunda bir provayadayım. Oyunun yönetmeni Erkan Özerman, son talimatları veriyor Bayülgen’e, “Kapanışta ağlat herkesi, dağıt…” diyor. Masanın diğer ucundaki Christine Haydar, kaç yaşındaysa da onu göstermez biçimde sarı sarı ışıldıyor. Benim de sahneye çıkasım varmış. Ara verdiklerinde Özerman, sahnedeki sandalyeye oturtuyor beni. Bayan Haydar’ın Fransız aksanlı tatlı Ingilizcesi ara ara Özerman tarafından kesiliyorsa bir nedeni var. 35 yıllık ahbaplar ve benim ‘esas kıza’ dair sorduğum her şeyin cevabını o da, hatta daha iyi biliyor. 
    80’lerin bu gizemli şöhretine dair bulanıklıklar bu sayede billurlaşıyor. Türkiye’de menajerlik müessesinin Picasso’su gibi davranan Özerman’ın anlattıklarıyla ‘Haydar Paşa’nın gelini’ markasının yaradılışına şahit oluyorum. 
    Oyuncu ve dansçı olarak Fransa’da kariyerine başlayan Christine Davray’in kocası Jean-Yves Haydar’ın Haydar Paşa isimli bir dedesi var, bu kısım tamam. I. Dünya Savaşı sırasında Berlin ateşesi olan Haydar Paşa bir Alman kontesle evleniyor. Fakat savaşın gidişatının da etkisiyle kontes iki çocuğunu da alıp Amerika’ya kaçınca, aile dağılıyor. Jean Yves’in babası Bülent Haydar Bey’i Fransa’ya atan ne tam bilmiyoruz. Kesin olan şu ki olayın malum garla falan alakası yok. Özerman “Türkiye’de 150 tane Haydar Paşa var” diyor kahkaha atarak. Marka oturunca gar önündeki çekimler kendiliğinden gelmiş. 
    Türkiye’ye geliş hikâyesi de bir acayip. Zeki Müren estetik ameliyat olmak üzere Paris’e gittiğinde, Özerman ‘Sanat Güneşi’yle ‘Sarışın Tehlike’yi tanıştırıyor. Izmir Göl Gazinosu’nda Müren’le sahneye çıkma işi o an netleşiyor. Fakat gelin görün ki, Müren’in geçirdiği kalp krizi işi bozuyor. Bir yandan Christine Haydar olarak imza da atmış. Yeni plan, Cüneyt Arkın’la birlikte sahne alması… Başlıyorlar, fakat hop 12 Eylül darbesi… Memleketin her yanı ayrı tehlike. Zaten sonraki 10 yıl, o bahsi geçen filmler ve fotoromanlarla geçiyor. 
    Christine Haydar 28 yıl evlilikten sonra büyük aşkı Jean-Yves Haydar’ı 1996’da kaybetmiş. Penthouse dergisine kapak olan çıplak fotoğraflar da kocasının imzasını taşıyor. Zaten kocasından başkasının karşısında çıplak poz vermediğini söylüyor. Şimdi o fotoğraflara, kendi bedeninin genç haline baktığında kocasını görüyormuş. Ve o çekim için gittikleri Kenya günlerini. Çok romantik anlatıyor bu kısımları. 
    Sahnede bıraktığım kadın bir sürü şeyin melezi gibi. Aynı anda hem Yeşilçam, hem Fransız filmi havası yayabiliyor. Hem 80’ler erotiği, hem 60’lar romantiği gibi bakabiliyor. Aynı hayata hem ucuz fotoromanlar, hem Fransız tiyatrolarında oyunculuk sığdırabiliyor. Christine’e Haydar galiba o yüzden yakışıyor.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim