• BIST 97.380
  • Altın 144,344
  • Dolar 3,5577
  • Euro 3,9738

    Başbakan Erdoğan konuştu

    10.01.2012 17:35
    Başbakan Erdoğan konuştu
    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu.
    Başbakan Erdoğan konuştu Başbakan Erdoğan konuştu Başbakan Erdoğan konuştu

    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bu millette, bu topraklara küfretmek amacıyla Genelkurmay Başkanımızı hedef almak, ona güya hakaret etmek de açık söylüyorum; densizliktir. Değil general, onbaşı bile olmak bu toprakların tamamında bir gurur, bir şeref vesilesidir'' dedi.

    Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın kendisi ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'e ilişkin sözlerini değerlendirdi. Erdoğan, şunları kaydetti:
    ''Çıkmış BDP Genel Başkanı, 'Biz seni tanımıyoruz' diyor. Allah aşkına tanısan ne yazar, tanımasan ne yazar. Bizi millet tanıyor, millet... Bize milletimizin muhabbeti, hayır duası, takdiri, teşekkürü, ziyadesiyle yeter. Sen bırak bizi. Aynaya bak, kendini tanıyamazsın. Çünkü aynaya bakarsan, kanını emdiğin gençleri göreceksin. Onurlu bir siyasi mücadele değil, terörün stepnesi, terörün yedeği olmuş, kan lekesi olmuş yüzünü görürsün. Ülkenin yüzde 50 oy alarak seçilen iktidarını tanımadığını söylemek, iktidarın meşruiyetinin olmadığını söylemek, demokrasiyi kabullenmemektir, milli iradeye saygısızlıktır. Daha da ötesi şuursuzluktur. Uludere hadisesini devlet terörü gibi, devletin vatandaşını katletmesi gibi lanse etmek, büyük bir hezeyandır. Bu ülkeye, bu millette, bu topraklara küfretmek amacıyla Genelkurmay Başkanımızı hedef almak, ona güya hakaret etmek de açık söylüyorum; densizliktir. Değil general, onbaşı bile olmak bu toprakların tamamında bir gurur, bir şeref vesilesidir.''

    IRAK SINIRINDAKİ OLAY
    AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uludere olayını bütün yönleriyle incelediklerini, vatandaşların acısını hafifletmek için tüm imkanları seferber ettiklerini belirterek, ''Bu acı hadiseyi fırsat olarak görenler tarafından hükümetimize yönelik maksatlı bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu karalama kampanyası, tahrik girişimleri sadece hükümetimizi değil, hükümetimizin yeniden pekiştirdiği, Türkiye'nin kardeşliğini, birliğini ve bütünlüğünü de çok ciddi şekilde hedef aldı, hedef alıyor'' dedi.

    Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Fransa Ulusal Meclisi'nin, Fransa'nın soykırımlarla özdeş tarihini bir kenara bırakıp, Türkiye'deki 1915 olaylarını istismar etmesi karşısında Ruanda ve Cezayir'deki soykırımı hatırlattıklarını söyledi.

    Cezayir Başbakanı Ahmet Uyahya'nın, Fransızların Cezayir'de işlediği soykırımı hatırlatmalarından rahatsızlığını dile getirdiğini anımsatan Erdoğan, ''Kardeş Cezayir halkı, bizim ne demek istediğimizi gayet iyi anladı, anlıyor. Anamuhalefet lideri de gereken cevabı anında verdi. Diğer muhalefet ve koalisyonda bulunanlar da gerekli değerlendirmeyi, cevabı verdiler'' diye konuştu.

    Erdoğan, yönetimlerin öncelikli görevinin, halkının hissiyatını yansıtmak olduğuna inandıklarını, bu noktada polemiği tamamen gereksiz gördüğünü vurgulayarak, ''Kardeş Cezayir halkına, Türkiye'nin en kalbi selamlarını, dostluk, kardeşlik ve dayanışma mesajlarını iletiyorum'' dedi.

    ''Yağmalama psikolojisi''
    Başbakan Erdoğan, Uludere'de yaşanan talihsiz olay üzerinden AK Parti ve Hükümete yönelik maksadı aşan saldırıların, geçen haftada da devam ettiğini ifade etti.

    Erdoğan, Uludere'de bu acı olay yaşandıktan hemen sonra terör örgütü, örgütün siyasi uzantıları, CHP ve bazı medya kuruluşlarının, meseleyi bir istismar zeminine çekmek, acıyı kendileri için fırsata dönüştürmek için yoğun çaba içine girdiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Orada yaşanan manzarayı hep birlikte gördük. Adeta terör örgütü tabutun bir ucundan tutarak, hadiseyi kendi çıkarları için bir tahrik vesilesi olarak kullandı. BDP, tabutun bir başka ucundan tutarak, tabutu çekiştirerek, cenazeler üzerinden aynı şekilde tahrik gayretlerine girdi. Bazı tabutların üzerine de PKK bayrağını koydular. Anamuhalefet partisi CHP, tabutun bir başka ucundan çekiştirerek, BDP ve PKK ile aynı üslubu, dili kullanarak, o da cenazeler üzerinden fırsat devşirme çabası içinde oldu. Bir yağmalama psikolojisine, bu fırsatçı girişimlere, bazı medya kuruluşları da eklenerek, yaşanan acı hadise üzerinden Hükümeti, devlet kurumlarını hedef alan, tahrik edici, yalan ve yanlış bilgilere dayalı yayınlar yürütmeye başladı.''


    'Ödemeleri en kısa zamanda yapacağız''
    Erdoğan, olayla ilgili şu anda 3 koldan inceleme yürütüldüğünü, Uludere ve Diyarbakır savcılıklarının, olayın adli boyutunu tüm yönleriyle incelediğini, Genelkurmay Başkanlığının, olayın hemen ardından adli ve idari inceleme başlattığını, bu incelemenin de halen devam ettiğini ifade etti. Erdoğan, Şırnak Valiliğinin de idari inceleme başlattığını, bu incelemenin de İçişleri Bakanlığınca büyük hassasiyetle sürdürdüğünü belirtti.

    Hayatını kaybeden vatandaşların yakınlarına tazminat ödenmesi için çalışmaların belli bir aşamaya geldiğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

    ''Bunu da en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacağız. O bölgede terörden doğan zararları olan, başvuruda bulunan vatandaşlarımızın dosyalarını öne aldık, bu dosyaları inceleyip, hak sahiplerine de ödemelerini en kısa zamanda yapacağız. Mağdur köylerin ve köylülerin sosyo ekonomik durumlarını iyileştirme yönünde çalışmalar başlatıldı, kendi mecrasında ilerliyor. Gülyazı Köyü'ne bir gümrük noktası açılması konusunu geçen hafta Bakanlar Kurulunda görüştük. Yeni bir gümrük noktası açılması için incelemeler de devam ediyor. Gülyazı'nın yanında da iki ayrı gümrük noktasını açarak, buradaki geçişleri yasal noktaya çekmenin gayreti içindeyiz.
    Bir yandan olayı bütün yönleriyle, boyutlarıyla derinlemesine, büyük bir hassasiyet içinde inceliyor bir yandan da vatandaşlarımızın acısını bir nebze olsun hafifletmek için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Biz onlar gibi istismar peşinde olamayız. Biz meseleyi, farklı mecralara çekerek, acı üzerinden rant sağlayanlardan olamayız. Orada hayatını kaybedenler bizim kardeşlerimizdir. Biz kardeşlik hukukunun gereği neyse, samimiyetle, açık yüreklilikle, hasbilikle onu yerine getireceğiz, getiriyoruz. Bu acı hadise üzerinden, bu acı hadiseyi fırsat olarak görenler tarafından hükümetimize yönelik maksatlı bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu karalama kampanyası, tahrik girişimleri sadece hükümetimizi değil, hükümetimizin yeniden pekiştirdiği, Türkiye'nin kardeşliğini, birliğini ve bütünlüğünü de çok ciddi şekilde hedef aldı, hedef alıyor. AK Parti'nin bu uzun ve meşakkatli yoldaki en önemli ilkelerinden biri, Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye olan o meşhur nasihatidir. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Bu söz, bu nasihat bizim şiarımızdır. Bizim alameti farikamızdır.''


    ''Bugün demokrasi, hukuk, milli irade adına bir arınma süreci yaşıyoruz"
    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün demokrasi, hukuk, milli irade adına bir arınma süreci yaşandığını belirterek, ''Devlet algısını düzeltecek, kurumsal itibarı tazeleyecek bu süreç demokrasimiz adına umut verici, güven vericidir'' dedi.

    Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Erdoğan, Şeyh Edebali'in ''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' sözünün kendileri için önemli olduğunu vurgulayarak, kendilerinin hiçbir zaman ''önce devlet'' diyenlerden olmadıklarını ve olmayacaklarını, her zaman ''önce insan'' dediklerini, demeye de devam ettiklerini ve bunu güçlü şekilde savunmaya da devam edeceklerini anlattı.

    ''Bizim davamız, hareketimiz, bütün hayatımız zorba, ceberut, yasakçı statükoya karşı mücadeleyle geçti. Biz her zaman demokrasiyi, sivilleşmeyi savunduk'' diyen Erdoğan, milletine efendilik yapan değil, hizmetkarlık yapan bir anlayışı savunduklarını ve devleti bu yönde dönüştürmenin mücadelesini verdiklerini söyledi. Erdoğan, ''Şunu herkesin bilmesini istiyorum; Biz demokrasi, hak ve özgürlükler için mücadele ede ede bu noktalara geldik. AK Parti'nin temel misyonu; milletin iradesi önünde değişimi ve demokratikleşmeyi gerçekleştirmektir. AK Parti olarak bizim varlık sebebimiz budur. Bizim bugüne kadar yaşadığımız zorluklar, sıkıntılar, engellemeler hep bu misyonu zayıflatmak içindir'' dedi.

    Başbakan Erdoğan, girdikleri 5 seçim ve 2 halk oylamasından başarıyla çıkmalarının nedeninin bu olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:

    ''Yani milletin rotasında yürümek, milletin arzusu ve isteklerini yerine getirmek, milletin iradesini en yüksekte tutmaya gayret etmektir. Bu zorlu yolculukta maruz kaldığımız sıkıntılar oldu. Ama biz bu sıkıntıları sabırla, gayretle aştık. Bu misyonun büyüklüğünden, bu misyonunun statükoyu değiştirecek olmasından bizim gücümüz kaynaklanıyordu. Biz, bize yaşatılanları asla unutmadık ve bize yaşatılanların başkalarına reva görülmesine de asla rıza göstermedik.
    Diyor ya Mehmet Akif; Kenarı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer'den onu... İşte biz bu sözü, hassasiyeti ve uyarıyı hayatımızın hiçbir anında aklımızdan, kalbimizden çıkarmadık. Attığımız her adımda hem adli ilahiyi hem milletin takdirini asla gözardı etmedik.''

    ''Hazmedemiyorlar''
    Geride kalan 9 yıla samimiyetle, tarafsız, önyargılardan uzak şekilde bakan herkesin, kendilerinin bu hassasiyetlerini yaptıklarında açık ve net şekilde göreceğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    ''Bu ülkenin Doğusunu, Güneydoğusunu, Doğu Karadenizini, Orta Anadolu'nun belli bölgelerini hiç aklına getirmeyen yönetimler geldi geçti. Şu anki anamuhalefet de dahil tek partili dönemden alın, koalisyon ortağı olduğu dönemlere kadar hiçbir zaman bu bölgeleri akıllarının köşesinden geçirmedi. Alt yapı, üst yapı, sorun, 'ne yaptınız ya, hangi eseriniz var?' Hiç. Ama AK Parti iktidarı bugün Doğusu, Güneydoğusu, Doğu Karadenizi, Orta Anadolusu ile her yeri altyapısıyla, üst yapısıyla ayağa kaldırıyor. Aramızdaki fark bu ve bunu hazmedemiyorlar. Bunu ne anamuhalefet ne de yavruları hazmedebiliyor. Hiçbiri hazmedemiyor. Bakın Hakkari'de havaalanı yapmak veya yaptırmak bugüne kadar kimsenin aklına geldi mi? Biz orada şimdi havaalanı yaptırıyoruz. Beyefendiler orada havaalanı yapılmasını engellemek için mücadele ediyorlar, tehdit ediyorlar. Müteahhiti, oraya temel atma törenine gitmek isteyenleri tehdit ediyorlar. Aynı şekilde Şırnak'ta havaalanı yapıyoruz, onun bile temel atma törenine gidenleri tehdit ettiler. Hakkari'de iki hastane yaptık, açılışa gittim, o açılışa vatandaşı tehdit ettiler, 'açılışa katılmayacaksınız' diye ve doktorları tehdit ettiler, 'buraya gelmeyeceksiniz' diye. Bir uzman kadın doktor yanıma geldi, 'Biz devamlı tehdit alıyoruz' dedi.
    Ey BDP ve uzantısı olduğunuz terör örgütü... Bunların hesabını nasıl vereceksiniz? Sizin insana saygınız var mı? Sizin insan diye kucakladığınız bir şey var mı? Siz sadece Kürt kökenli vatandaşlarını istismarını yapıyorsunuz, o kadar. Sizin elinizden gelen tek şey var, dükkanlar kepenklerini indirsin. Sizde zerre kadar vatandaşın yanında olmak olsa, siz açılan kepenklerin sayısını artırmanız lazım. Ama siz onların rızkıyla oynuyorsunuz. Onların o günkü maişetini sen mi veriyorsun? Bunların bugüne kadar yaptıkları hep bu. Şöyle bir numune il, ilçe belediyesi göstersinler, göremezsiniz. Çünkü bunların altyapı, üstyapı derdi yok. Gittiğinizde pislikten geçemezsiniz. Orada belediye var mı yok mu, buna cevap bulamazsınız. Çünkü bunların hizmet aşkı diye bir derdi yok. Çünkü bunlar tamamen terör örgütünün gayretlerinden besleniyorlar. Bununla ayaktalar.''

    ''Bugün bülbül gibi şakıyan kalemler, emir komuta zincirinin halkasıydı''
    Erdoğan, kendi vatandaşlarının geçmişte devlet dairelerinde, okullarda, hastanelerde, karakollarda, mahkemelerde insan yerine, birinci sınıf vatandaş yerine konmadığını ifade ederek, ''Bizzat şahsım, o hastanelerde, o okullarda, mahkemelerde, karakollarda, hapishanelerde devletin milletine nasıl davrandığını gördüm, yaşadım. Onları tecrübe ederek bugünlere ulaştım, ulaştık. Bu ülkede şifa için hastaneye gidenler daha da hasta olarak evlerine dönüyordu. Mahkemeler bırakın milletin derdine derman olmayı, kendi dertlerine bile çare üretemiyordu. Karakollar işkence iddialarıyla anılıyordu. Yolda, sokakta, evinde, kamu kurumunda vatandaş insan muamelesi göremiyordu. Bugün bülbül gibi şakıyan nice kalem, 9 yıl öce emir komuta zincirin bir halkası olmaktan öteye geçemiyordu'' diye konuştu.

    Türkiye'nin 9 yıl öncesine kadar toplu katliamlara, provokasyonlara, faili meçhullere, suikastlere, işkencelere sahne olan bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

    ''Bu ülkede Dersim demek bile suçtu. Biz bugün bırakın Dersim'i, Dersim katliamını sorguluyoruz. Başbakanlık olarak söylüyorum; bizim arşivlerimizi açık. Şu an TSK da arşiv çalışmasını yapıyor, orası da açacak. Bu adımlar atılıyor. Kahramanmaraş, Çorum, Sivas'ın adı bile anılmazken Hükümet olarak bu katliamları biz konuştuk, biz telaffuz ettik, bu karanlık hadiselerin aydınlanması için biz mücadele verdik. Annelerin çocuklarıyla kendi anadillinde konuşamadığı bir ülkede, bugün herkesin anadilini serbestçe konuştuğu, gazetesini, kitabını okuduğu, televizyonunu seyrettiği bir ülke konumuna yükseldik.
    Bu ülke 9 yıl öncesine kadar maalesef onları yaşadı. Öyle bir ülkeydi ki önce gazeteciye haber yazdırıyor, sonra o haberi iddianameye delil olarak koyup parti kapatıyorlardı. Bunları da yaşadık. Bunu Ak Parti yaşadı. İktidarda olduğu halde, milletin yarısının oyunu aldığı halde, gazete kupürleriyle bu parti kapatılmak istendi. Bize karşı bildiri yayınlandığında başta anamuhalefet partisi olmak üzere buna alkış, çanak tutarken biz kalktık milletin bize verdiği emanetini mertçe savunduk.''

    ''Partilerin kapatılmasına karşıyız''
    O gün kendileri için olanı nasıl savundularsa, diğer siyasi partiler için de aynı şeyi söylediklerini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

    ''Bugün de söylüyoruz. BDP'nin kapatılması gibi gündemde şeyler var. AK Parti Genel Başkanı olarak yine söylüyorum, biz gerçek kişilerin cezalandırılmasından yanayız. Asla tüzel kişilerin yani partilerin kapatılmasından yana değiliz. Bunun için Anayasa değişikliğinde düzenlemeyi biz getirdik, yani 26 maddelik düzenlemede o da vardı. Orada partilerin kapatılması ortadan kalkarken, tarihe karışacakken anamuhalefet partisi kaçtı mı, kaçtı, diğer partiler de kaçtı mı, kaçtı. Bugün BDP'nin kapatılması, kapatılmamasından dolayı bizi suçlamaya kalkan BDP de kaçtı mı, kaçtı. Ne yazık ki bizim içimizde de iki üç tane, daha sonra onlar bizden ayrıldılar, yerlerini buldular, onlar da kaçtı.
    Tabii biz maalesef o madde kapsamına koyamadık bunu. Ama düşüncemizi orada bir Anayasa değişikliğinde gündeme getirdiğimiz gibi bugün de konuşuyoruz. Biz kesinlikle partilerin kapatılmasına karşıyız. Eğer Tayip Erdoğan suç işliyorsa bedelini kendisini ödesin. Eğer diğerlerinde herhangi biri suç işliyorsa bedelini kendisi ödesin, partisi değil. Çünkü o partilere gönül verenleri cezalandırma hakkına sahip değiliz. Bunu partiler için de diğer tüzel kişilikler için de düşünüyorum.''
    Erdoğan, bir izleyicinin ''Onlar anlamaz Başbakanım'' diye bağırması üzerine, ''Anlayana kadar anlatacağız'' karşılığını verdi.

    'Danıştay saldırısının faturasını bize kesmek istediler''
    ''Danıştay'a yapılan saldırının faturasını bize kesmek istediler'' diyen Erdoğan, anamuhalefet, muhalefet ve dönemin diğer aktörlerinin bu saldırının bedelini kendilerine ödetmek istediğini belirterek, ''Yapayalnız kalmamıza rağmen yılmadan, yıkılmadan o saldırının nasıl kanlı, çirkin bir tezgah olduğunu biz ortaya çıkardık. Bununla kalmadık, bizden önce vuku bulmuş karanlık olayları da tek tek aydınlatmanın gayreti içine girdik. Devletin adını kullanarak nice yanlışlar, nice haksızlıklar yapıldı. Kendisini devlet sanan, derin devlet sananların yaptığı haksızlıklar, milletin zihnindeki devlet imajını bozdu'' dedi.

    Kurumları kendi hedef ve amaçları, kör ideolojileri ve menfaatleri için kullananların en büyük zararı bu kurumlara verdiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

    ''Bugün demokrasi, hukuk, mili irade adına bir arınma üreci yaşıyoruz. Devlet algısını düzeltecek, kurumsal itibarı tazeleyecek bu süreç demokrasimiz adına umut verici, güven vericidir. İşte 12 Eylül müdahalesi ile ilgili gelişmeler, bu darbe sonrası, demokrasi de sivil irade de siyasi partiler de askıya alınmış, binlerce insan türlü türlü eziyet görmüştü. Bu olayların yargının konusu olması, yanlış yapanlarda hesap sorulması, milletimizin onlarca yıldır karşılık bulamayan büyük beklentisiydi. 30 yıl sonra yaptığımız Anayasa değişikliği sayesinde bu darbe yargıya intikal etti. Soruşturma başlatıldı. Bizim meselemiz kişilerle değil, demokrasi karşıtı zihniyetle hesaplaşmaktır. Darbeci, vesayetçi anlayışla hesaplaşmadan ileri demokrasiye ulaşabilme imkanı oktur. Biz siyasi zeminde bu anlayışın yanlışlarını ortaya koyarken yargı da kendi açısından hesap soruyor, olayları aydınlatmaya çalışıyor. Çeteler, mafya, darbeciler, diktacılar, andıçcılar eski Türkiye manzarasıdır. Yeni Türkiye artık ileri demokrasiyle, hukuk devleti anlayışıyla, sivilleşmeyle şekilleniyor. Bugün memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye'de demokrasi, millet iradesi güç kazanıyor,
    hakimiyeti milliye anlam kazanıyor. Yasama, yürütme ve yargı hiçbir baskı olmadan, hiçbir etki altında kalmadan korkusuzca görevlerini yerine getiriyor.
    Son dönemde yargıya intikal eden, yargılama süreci devam eden konular hakkında bizim görüş açıklama, yorum yapma gibi bir lüksümüz veya yetkimiz yok. Yargı tarafından kesin hükmü ortaya konmadan kimseye suçlu muamelesi yapılmamalıdır. Aynı zamanda yargılananlar masum, yargılayanlar suçlu gibi siyasi yorumlar da yapılmamalıdır. Yargıyı etki altına alacak söylemlerden, yargının itibarını zedeleyecek suçlamalardan herkes imtina etmelidir. Ortada bir kısım iddialar, ciddi suçlamalar bulunuyor. Bunların tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını beklemek hepimizin hakkıdır. Nitekim bir kısım davalarda ortaya konulan iddialar doğrudan demokratik yönetimi, siyasi iktidarı alaşağı etmek gibi çok ciddi ve mutlaka açıklığa kavuşturulması gereken iddialardır. AK Parti'yi karalamaya yönelik girişimleri konu alan iddialar da demokrasimiz adına kesinlikle aydınlığa kavuşturulmalıdır. Biz gerek Hükümet gerek AK Parti olarak yargıya saygılı bir şekilde gelişmeleri izliyor ve adaletin ivedilikle tecelli etmesini bekliyoruz.''

    'Genelkurmay Başkanımızı hedef almak densizliktir"
    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülkeye, millete, topraklara küfretmek amacıyla Genelkurmay Başkanını hedef almanın densizlik olduğunu belirterek, ''Değil general, onbaşı bile olmak, bu toprakların tamamında bir gurur ve şeref vesilesidir'' dedi.

    Erdoğan, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a, ''Sen onbaşıları tanımıyor olabilirsin. Ama git silahlı efendilerine sor, onlar sana onbaşıların kahramanlığını çok güzel anlatırlar. Değil Türk Silahlı Kuvvetlerinde onbaşı olmak, sana uşaklığını yaptığın terör örgütünde 10 tane koyun bile emanet etmezler'' karşılığını verdi.

    Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Uludere'de yaşanan hazin hadisenin Türkiye'de her kesim için ağır bir imtihan, aynı zamanda da bir turnusol kağıdı olduğunu söyledi.

    Kimlerin samimiyetle gözyaşı döktüğünün, kimlerin de timsah gözyaşı döktüğünün, bu acı hadisede net olarak görüldüğünü belirten Erdoğan, ''Nasıl zevkten 4 köşe olduklarını televizyonlarda izlediniz, gazetelerde resimlerini gördünüz. Fakat Uludere'ye gittiklerinde bir başka görüntü, orada farklı bir görüntü'' dedi.

    Erdoğan, kimlerin yüreğinde acı hissettiği, kimlerin de fırsatçılık içinde rant sağlamaya giriştiğinin, bu acı hadiseyle bir kez daha ortaya çıktığını ifade ederek, ''Bu ülkede kardeşliği yüceltmeye, pekiştirmeye, güçlendirmeye çaba harcayanlar ile nifak, fitne, husumet tohumları ekmek isteyenler, bu hadiseyle daha belirgin hale gelmiştir'' diye konuştu.

    Uludere hadisesi sonrasında Anamuhalefet Partisi CHP ile muhalefet partisi BDP'nin nasıl birbirinin mütemmim cüzi olduklarının açığa çıktığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

    ''BDP bu olayı, bu ülkenin halkları arasında bir husumete dönüştürmek için bilinçli bir şekilde çalışırken, ne yazık ki CHP de BDP'nin ve terör örgütünün değirmenine su taşımıştır. BDP, Doğu ve Güneydoğu'nun CHP'sidir. BDP, CHP'nin izinde yürüyen CHP'yi kendisine örnek alan, CHP'nin o tek parti dönemindeki o baskıcı ceberrüt tavrını birebir taklit eden bir partidir. CHP, kendi ikbali ve şahsi itirazları için bu millete nasıl ağır bedeller ödettiyse, BDP de benim doğu ve güneydoğulu kardeşlerime aynı bedeli ödetmeye çalışıyor. Tıpkı CHP gibi, BDP'nin de özgürlüklere, çok sesliliğe, demokrasiye tahammülü yok. Tıpkı CHP gibi BDP'nin de milletin değerlerine, kültürüne, inançlarına saygısı ve tahammülü yok. İşte son günlerde BDP eş başkanları ve milletvekilleri tarafından yapılan densiz ve dengesiz açıklamalar, BDP'nin çözüme, demokrasiye ve demokratikleşmeye ne kadar uzak olduğunun apaçık ispatıdır. BDP'nin beslendiği tek bir kaynak var o da masum Kürt kardeşlerimin yavrularının kanıdır. Masum Kürt evlatlarının kanı durursa, BDP de çok iyi biliyor ki üzerinde yükselttiği istismar zemini tümüyle yok olur. BDP kanın durmaması, gözyaşının durmaması, ölümlerin sona ermemesi için her türlü tahrik ve provokasyonu devreye sokuyor. Onlar arkalarındaki terör örgütünden icazet almadan özgürce konuşamazlar. Terör örgütü bunlara izin vermediği için bunlar kendi görüşlerini, hür iradelerini ortaya koyamazlar. Görüşleri, fikirleri olmayanlar da işten bunların yaptığı gibi sadece hakaretten, küfürden medet umarlar. Kabili hitap olmayanlara söz söylemek israftır.
    Çıkmış BDP Genel Başkanı, 'biz seni tanımıyoruz...' Allah aşkına tanısan ne yazar, tanımasan ne yazar. Bizi millet tanıyor millet. Milletimizin muhabbeti, hayır duası, takdiri, teşekkürü ziyadesiyle yeter. Sen bırak bizi, aynaya bak kendini tanıyamazsın. Çünkü aynaya bakarsan, kanını emdiğiniz gençleri görürsün. Onurlu bir siyasi mücadele değil, terörün stepnesi, yedeği olmuş, kan lekesi içindeki yüzünü görürsün. Ülkenin yüzde 50 oy alarak seçilen iktidarını tanımadığını söylemek, iktidarın meşruiyeti olmadığını söylemek, demokrasiyi kabullenmemektir, milli iradeye saygısızlıktır, daha da ötesi şuursuzluktur. Uludere hadisenini devlet terörü gibi, devletin vatandaşını katletmesi gibi lanse etmek, büyük bir hezeyandır. Bu ülkeye, bu millete, bu topraklara küfretmek amacıyla, Genelkurmay Başkanımızı hedef almak, ona güya hakaret etmekte densizliktir. Değil general, onbaşı bile olmak, bu toprakların tamamında bir gurur ve şeref vesilesidir. Sen onbaşıları tanımıyor olabilirsin. Ama git silahlı efendilerine sor, onlar sana onbaşıların kahramanlığını çok güzel anlatırlar. Çünkü o onbaşılar bizim canımız, ciğerimiz, onlar bizim yavrularımız kardeşlerimiz. Değil Türk Silahlı Kuvvetlerinde onbaşı olmak, sana uşaklığını yaptığın terör örgütünde 10 tane koyun bile emanet etmezler.''


    ''Haddinizi bileceksiniz''
    ''Önce haddinizi bileceksiniz'' diyen Erdoğan, ''Biliyorsunuz bunlar İmralı'daki terörist başını önder olarak görüyorlar. Hatta daha da ileriye gidiyor, Apo'ya peygamber diyorlar'' dedi.

    Terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın BDP'liler hakkında uygun gördüğü sıfatların geçen günlerde basına yansıdığını belirten Erdoğan, ''Apo, Ne diyor BDP'liler için? Şarlatan, şovmen, satılık, zırtapoz diyor; bunları biz demiyoruz, önderleri diyor, hatta peygamber olarak gördükleri Apo söylüyor. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş'' dedi.

    Başbakan Erdoğan, Kürt kökenli kardeşlerinin, kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi iradesiyle hareket edemeyen kanlı terör örgütünün gölgesinde, vesayetinde siyaset yapan parti ile arasına mesafe koyacağını kaydetti.

    BDP'nin bugüne kadar ne bölgeye ne bölge halkına ne kendi seçmenine hiç bir çözüm, hatta çözüm önerisi getiremediğini belirten Erdoğan, ''Bizim çözümlerimizi, kardeşlik projemizi sabote etmenin, önünde engel teşkil etmenin ötesine geçememiştir. Tahrik siyasetinden, vesayet altındaki siyasetten kendilerini kurtarıp, kendi hür iradeleriyle ortaya bir şey koyamadılar. Kandil'deki terörist başı bir şey söylüyor, bunlar Ankara'dan papağan gibi onu tekrar ediyor. Kimi 'özerklik yetmez' diyor, kimi 'silahsız olmaz' diyor. Ne diyor, 'silah güvencemizdir' diyor. Yargıya haber veriyor. Siz demek ki milletvekili elbisesini bunun için, bu ifadeleri kullanmak için giydiniz öyle mi? 'Güvencemiz silahtır...' O zaman bu çatının altına niye geldin? Burası demokratik parlamenter sistem, silahlı bir parlamenter sistem yoktur. O zaman buraya niye geldiniz? o zaman sen de dağa çık'' diye konuştu.

    ''Bunların tarzı kıyamet siyaseti''
    Başbakan Erdoğan, kiminin ''devleti tanımayız' dediğini, kiminin de ''AK Parti'yi düşman ilan'' ettiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

    ''Bunların tarzı kıyamet siyaseti; yani ölüm, kan, terör isyan, başkaldırı, meydan okumak, gemileri yakmak, kendisini uçurumdan atmak. Kendine faydası olmayan bir partinin, millete ne faydası olabilir, soruyorum. Demokrasiden, AK Parti'nin sağladığı özgürlük ortamından yararlanıp, bize, devletin kurumlarına aslan kesilenler, kanlı suç örgütü karşısında kuzu kesiliyor, boyunlarını yere eğiyor. Eğer cesaretin varsa o cesareti bize değil, dağdaki kanlı örgüte göster, neden gösteremiyorsun? Kendi örgüt üyelerini dahi hunharca öldüren PKK'ya karşı neden tek kelime söyleyemiyorsun?
    Avrupa'nın, Amerika'nın, dünyanın büyük bir çoğunluğunun terör örgütü olarak ilan ettiği bu malum örgütü sen niçin terör örgütü olarak kabullenemiyorsun? Çünkü oradan besleniyorsun. Onu diyemezsin, dediğin anda o senin için bir idam fermanıdır. Oraya girilir, ama oradan çıkılmaz. Eğer yüreğin, cesaretin varsa çık terör örgütünü eleştir, işte bunu yapamazlar. Çünkü terör örgütü bunlara o kadar özgürlük tanımıyor. Çünkü terör örgütü bunların ipini o kadar gevşetmiyor. Bunlar Ankara'da demokrat Diyarbakır'da faşist. Ankara'da demokrat, Diyarbakır'da faşist olunmaz. Özerklikten bahsediyorlar, önce sen kendin özerk ol. Sen önce terör örgütünden özerkliğini ilan et. Senin terör örgütü nezdinde özerkliğin, iraden yok. Neyin özerkliğini savunuyorsun?
    Tek parti döneminin CHP'si neyse, bugünün BDP'si tıpkısının aynısıdır. Üzüm üzüme baka baka kararır. Ama bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da tek parti yok. Tüm Türkiye'de olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da birinci parti AK Parti'dir. Biz Kürt kökenli kardeşimizi bu baskıcı, ceberrüt, faşizan zihniyete teslim etmeyeceğiz. Hizmet siyasetiyle, demokrasiyle, yatırımlarla farkımızı net olarak ortaya koyacağız. Onlar çözümsüzlüğe zorladıkça, biz sabırla, sağduyuyla çözümü zorlayacağız.''

    Konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan'a, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç refakatindeki, Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalan bir grup öğrenci çiçek verdi ve birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.
     

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim