• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585

    ‘Aynı dili konuşmak değil, aynı duyguyu paylaşmak önemli’

    17.06.2012 08:46
    ‘Aynı dili konuşmak değil, aynı duyguyu paylaşmak önemli’
    AK Partili Tanrıverdi, Kürtçe’nin seçmeli ders olmasıyla ilgili tartışmalara Mevlana’nın sözleriyle yanıt veriyor:
    ‘Aynı dili konuşmak değil, aynı duyguyu paylaşmak önemli’  ‘Aynı dili konuşmak değil, aynı duyguyu paylaşmak önemli’  ‘Aynı dili konuşmak değil, aynı duyguyu paylaşmak önemli’

     

     “Aynı dili değil aynı duyguyu paylaşanlar...” Tanrıverdi, itiraz edenlere “İngilizce öğrenen herkes İngiliz mi oluyor? ‘Dili öğrendik, ülkeyi bölelim’ diye savaş mı ilan ediyorlar?” sorularını yöneltiyor


    ANKARA - AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, gündemdeki konulara ilişkin sorularımızı şöyle yanıtladı:

    - Kürtçe seçmeli ders oldu ama BDP “Az oldu. Anadil seçmeli mi olur?” eleştirisi getirdi.

    Biz herkesin anadiliyle konuşmasını temel insan hak ve özgürlüğü olarak görürüz. Bunu Türkiye’de biz uyguladık. AK Parti iktidarları döneminden önce Kürtçe evde kaçak konuşulurdu. Artık herkes anadilini serbestçe konuşabiliyor. TRT’nin bir kanalı Kürtçe yayın yapıyor. Serbest olunca da bir zararını görmedik. Önce herkes bir rahatsız oldu ama bakın şimdi gündeme bile gelmiyor. Türkiye bölündü mü, hayır. Daha çok insanlar birbiriyle kaynaştı. Hz. Mevlana, “Aynı dili değil aynı duyguyu paylaşanlar” der. Ben Kürtçe, Arapça, İngilizce bilmem... Kürt, Arap, İngiliz vatandaşlar Türkçe bilmezler. Ama biz dördümüz bir araya geldiğimizde bir konu üzerinde tartışıyorsak bir defa duygularımız ortaksa tebessümle birbirimizle hemen anlaşırız. Duygumuz ortak olduğu için ortak eylem kararları alabiliriz. Aynı dili konuşmak değil aynı duyguyu paylaşmak önemli.

    - Diğer yandan da MHP, “Anadilde eğitim Türkiye’yi böler” fikrine katılıyor musunuz?

    BDP ve MHP etnisiteye dayalı siyaset yapıyor. Elbette biri Türkçe’ye biri Kürtçe’ye karşı gelecektir, bunların ülkeyi böleceğini iddia edecektir. AK Parti kesinlikle etnisiteye dayalı bir siyaset yapmaz, insana dayalı bir siyaset izler. Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulmasının bir mahsuru yok. Seçmeli ders olarak İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça da Türkiye’de okutuluyor. Şimdi Kürtçe’nin Arapça’nın veya varsa ihtiyaç duyulan diğer dillerin okutulmasının ne mahsuru olabilir? İngilizce öğrenen herkes İngiliz mi oluyor? Fransızca öğrenen herkes Fransız mı oluyor? Dili öğrendikten sonra “Ülkeyi bölelim” diye burada savaş mı ilan ediyorlar? Hayır yok böyle bir şey. O zaman içe kapalı bir toplum, kendine duvar örmüş bir toplum olmalıyız, hiçbir dile müsaade etmemeliyiz. Açık toplumsak o zaman toplumun ihtiyaç duyduğu neyse onu gerçekleştirmek durumundasınız.

    - Çocuğunuz “Kürtçe seçeceğim” dese itiraz eder misiniz?

    Tercih ederse engel olmam.

    - CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorunu” adımıyla size göre bir mesafe alınır mı?

    Demokrasiyi içselleştirmiş, özümsemiş insanlar uzlaşmadan yanadır. Demokrasi dayatmaları kesinlikle kabul etmez. Bütün siyasi partiler uzlaşabilmeli. Uzlaşamıyorsa uzlaşabilenlerle yola devam edilir. Bir yere takılırsanız o zaman ileri gidemezsiniz. O açıdan CHP gerçekten terör sorunun çözümünde samimiyse önerilerini koyar ve ortak hareket için eylem birliği yapar. “Ben geleceğim ama falanca da gelsin. O geldi ama filanca da gelsin”, “Yerim dar” gibi düşünürseniz o zaman bu ülkenin ileri gitmesine katkı vermezsiniz. Terörün çözülmesine katkı vermiş olmaz, hatta geri adım atarsanız terörü de cesaretlendirmiş olursunuz.

    - Oslo görüşmelerinden yansıyanlarını biliyoruz. Orada bile çözüm sağlanmadıysa PKK’nın silah bırakacağına gerçekten inanıyor musunuz?

    Terör konusu detaylı, önemli ve Türkiye’nin belini büken sorunlardan birisi. Ama çözümünün demokratikleşmede olduğuna hep inanmışımdır. Demokratikleşmeyi sağladığınızda etnik grupların, inanç gruplarının sorunlarını çözmüş olursunuz. Ekonomik sorunları çözmüş olursunuz. Türkiye’nin bu sorunu çözmesi için herkes elini taşın altına koymalı. Şiddetle, terörle sonuç alınamayacağını terör örgütünün ve destekçilerinin de çok iyi anlaması lazım. Bu çerçevede görüşmeler elbette yapılacaktır. Ama kiminle yapılacağı, ne zaman nerede yapılacağı konusunda devletin yetkili birimleri kendi iç çalışmaları gereği uygulamalar yapabilirler. Bu çerçevede kim nerede görüşmüş bunları biz bilmeyiz. Terörü önlemek için her türlü görüşmeyi, diyalogu kurabilirsiniz. Ama bu görüşmeler kesinlikle ve kesinlikle teröristlerin arzu ettiği bir tavizin verilmesi anlamına gelmez ve verilmemeli. Ülke bütünlüğü ve değerleri dikkate alınarak görüşmeler yapılabilir.

    ‘Baydemir haddini aştı’

    - Diyarbakır Belediye Başkanı ile aranızda bir “Faşist” polemiği yaşanıyor. KCK’yla ilgili size ağır eleştiriler yöneltmeye devam ediyorlar...

    KCK operasyonları yargının yaptığı, tamamen hukuki operasyonlardır. KCK, PKK’nın şehir yapılanması. Baydemir ve BDP milletvekilleri bunu siyasi bir mesele olarak görüyorlar. Oysa herkes biliyor ki bu yargının, hukukun işi. Bu ülke hukuk devletidir, dağ başında değiliz. Yargı görevini yapıyor.

    - “Kesinlikle siyasal değil” mi diyorsunuz?

    Kesinlikle siyasi bir yönü yok, siyasal bir olay değil. Hatta biz seçilmiş insanların içeriye alınmasını, sorgulanmasını çok da hoş karşılayan bir parti değiliz. Ancak yargı soruşturma açmışsa, buna dayalı olarak tutuklamaları yapıyorsa yargı bağımsızdır kimse müdahale edemez.

    - Baydemir’in Van’daki tutuklamaların ardından söyledikleriyle bu tartışma başladı değil mi?

    Sayın Başbakan’a yönelik çok ağır sözler söyledi. Baydemir haddini aştı, Kürt kökenli milletvekili arkadaşlarımızın partimizden istifa etmelerini aksi halde yüzlerine tüküreceklerini söyledi. Seçilmiş bir belediye başkanının seçilmiş insanlara yönelik bu sözleri yakışmıyor. Haddi aşmak olarak görüyorum. Benim sözlerimden rahatsız olan BDP milletvekili Hasip Kaplan şahsımı ve İçişleri Bakanımız Sayın Şahin’i hedef gösteren beyanlarda bulundu. O milletvekiline de bunu yakıştıramıyorum. Çünkü aynı zamanda kendisi bir hukukçu. Hukukçuysanız, biraz hukuktan anlıyorsanız, bu tutuklamaların, soruşturmaların ne anlama geldiğini, kim tarafından yapıldığını çok iyi bilirsiniz.

    - Tutuklanan Van Belediye Başkanı “8 bin kişi içeride” dedi. Siyasal değil diyorsunuz ama bu sayı anormal değil mi?

    Doğrusu ben kaç kişi olduğunu bilmiyorum ama 8 bin kişi olmaması gerekir. Bu konuda birkaç belediye başkanı ve birkaç belediye yöneticisi tutuklandı.

    - Aynı açıklamada “Tanrıverdi bu operasyonların arkasında” diyerek, Muş konuşmanızı kanıt olarak göstermiş...

    Van Belediye Başkanı’nın içerden yayınladığı bildiride ismim geçiyor. Muş’ta bana KCK operasyonunu sordular. Ben de, “Bu tutuklamalar yargının konusu. Siyasal değil. Demokratik ülkede demokrasi dışı örgütlenmelere yer olmaz. Önceki süreçlerde hukuk dışı hareket yapanların bugün hesap verdiğini görüyoruz. Bu anlamda bir katkıları, bir destekleri varsa, buna dayalı olarak tutuklanıyorlarsa bunu bilerek yapmışlar demektir. KCK’yla ilişkili belediyeler dikkat etmeliler. Böylesi yasa dışı örgütlenmelere yardım ve yataklık yapmamalılar” dedim. Ama oradaki “dikkat etmeliler” sözümü tehdit anlamında yorumlamışlar. Hukuk devletinde tehdit olmaz. Bakın sadece BDP’li belediyeler görevden alınmıyor. Bizim belediye başkanlarımız da, diğer partili belediye başkanları da görevden alınıyor. Yargı kim suç işlemişse başkansa başkan, yetkilisiyse yetkili, eşit davranmaktadır ve davranmalıdır.

    ‘Karşıyaka il yapılmayacak’

    - Karşıyaka’yı il yapıp İzmir’i kazanma niyetiniz var mı gerçekten?

    Onu söyleyenler hayalet taşlamış. Ana muhalefet partisinin bir genel başkan yardımcısının sözü sanıyorum. Böyle bir şey yok. Altını çizerek söylüyorum; bölerek, siyasi çizgiler çizerek sonuç almayı hedefleyen bir parti değiliz. Biz hizmet odaklı bir partiyiz. Karşıyaka’nın il olması ne bizim gündemimizde ne İçişleri Bakanlığı’nın gündeminde. Böyle bir düşünce yok. Hatta sadece Karşıyaka değil il olmak isteyen çok daha fazla sayıda ilçelerimiz var.

    - Yapılacak olan var mı?

    Hayır, bu ilçelerimiz için de geçerli. Bu kanun il yapmak için değil büyükşehirleri oluşturmak için düzenlenen bir kanun. Kriteri bellidir. Nüfusu 750 bini aşan iller büyükşehir belediyesi oluyor.

    - İzmir ve Diyarbakır belediyeleri partiniz için iki önemli il oldu hep. Önümüzdeki seçimde ikisini de alma iddianız sürüyor mu?

    Biz 780 bin kilometrelik alandan, 75 milyon insanımızdan sorumlu olduğumuzu biliyoruz. 81 ilimizden, 2 bin 950 belediyeden sorumlu olduğumuzu biliyoruz. Bizim için Diyarbakır’ın önemi neyse İzmir’in de Konya’nın da önemi aynıdır. Hedef sadece Diyarbakır veya İzmir belediyesini kazanmak değil, Türkiye’deki belediyeleri kazanmak. Çünkü AK Parti, hizmetin adresidir. AK Parti şehirleri imar ederken şehirlerde hemşerilerinin gönüllerini ihya eden bir partidir. Değişimin, dönüşümün öncüsü bir partiyiz. AK Partili başkanların olduğu yerlerdeki, bir de olmadığı yerlerdeki hizmete bakın.
     

    Deniz Güçer - dgucer@gazetevatan.com



    vatan
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim