Güneri Civaoğlu
Durdurun dünyayı...
09 Mart 2010 Salı 07:03

 

Hani zaman olur “Durdurun dünyayı inecek var” diyesiniz gelir.
İşte böyle bir ruh sıkışmasının içindeyken “korku sirkinin dönme dolabından” attım kendimi dışarı.
VOGUE Türkiye”nin Fransa daveti ilaç gibi geldi.
VOGUE, dünyanın en büyük ve en prestijli moda dergisi...
VOGUE Amerika"nın Genel Yayın Yönetmeni olan Anna Wintour"un yaşamı sinema filmi olacak kadar (Şeytan Marka Giyer) ilgi odağı bu dergi.
Her yıl Paris moda haftasında düzenlediği partiler festivalin en görkemli etkinliği oluyor.
“VOGUE Türkiye”nin yayın hakkını Doğuş Grubu aldı.
Ve asıl görkemli partiyi derginin ilk sayısı bağlamında Doğuş Grubu düzenledi.
Paris"in en iddialı otellerinden biri olan Crillon"un salonlarından insan manzaraları sanki film seti gibiydi.
Modeller, yakışıklı havalarıyla mağrur genç adamlar, onların peşinde menajerleri, çevrelerinde kameralar/gazeteciler, ünlülerin asistanları hatta avukatları, müzisyenler, moda yazarları, sosyetenin gözdeleri, her renkten ilginç insanlar...
Kimseyle konuşma sadece seyret...
Bu bile keyif.
VOGUE"u yayımlayan şirketin başkanı ve efsane Genel Yayın Yönetmeni de geldiler.
Ünlü modacılar, örneğin Roberto Cavalli, girişteki VOGUE panosunun önünde resim çektirdiler.
Benim de derginin Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç ile aynı pano önünde bir fotoğrafım var.
Davetiyeler de 20.30-22.00 arası diye yazıyordu.
Millet 02.30"a kadar kalmış.
Crillon"un haşmetli salonları diskoya dönüşmüş.
Uzun süredir katıldığım programların en keyif verenlerinden biriydi.
Özellikle ince ayarlı özen ve zevk hissediliyordu.
Abartısız ama şık...
Nefes
İstanbul"dan kalkan uçakta Mehmet Yılmaz"la yan yanaydık...
Türk gazetelerini okumaya koyulduk.
Mehmet üçüncü gazeteye geldiğinde “Bu kadar yeter. İçim karardı artık” dedi.
Benim de içim şişmişti...
Dağıtılan VOGUE dergisinin sayfalarını karıştırmaya başladık.
Sanıyorum dönme dolaptan işte o an inmiştim.
Keyifli bir yolculuk yaptık.
Gece Paris"in güzel restoranlarından birindeydik.
Fransız mutfağının lezzetlerinde bir damak sörfü...
Sonrası için 4 ayrı partide 20"şer kişilik rezervasyon yapılmış.
İsteyen kendi seçtiği partiye gidecek.
Biz Maxim"s"e gittik.
Parti henüz başlamamış, bizi yukarı kattaki restoranın barına aldılar.
Orada biraz beklememizi söylediler.
İyi ki de öyle olmuş.
Doğrusu başkalarını bilmem ama ben ilk kez böyle bir manzarayla karşılaştım.
Boyu 1.90"ın üzerinde iri yarı genç bir adam mini etek giymiş, ayağında bantlı yüksek ökçeli dekolte ayakkabılar.
Bir tabureye oturmuş şarkı söylüyor.
Eteğin altındaki beyaz slip külot görünüyor.
Romantik şarkılar söylüyor.
Etrafta birkaç garson...
Onlar da mini mini etekli...
“Acaba bir gay bar mı burası?” diye aramızda konuştuk.
Değil...
Romantik akşam yemeği için çıkmış, hoş kadınlar ve erkekler var masalarda.
Bazıları el ele, bazıları yanak yanağa dans ediyorlardı.
Yani...
Bir ilginçlik yaratmışlar.
Sonra aşağıdaki partiye geçtik.
Eğlenceliydi...
Ben fazla uzatmadım.
Ama 4 parti arasında trafik yapanlar az değilmiş.

KİLİSEDE DEFİLE
Moda haftası bağlamında Hüseyin Çağlayan"ın defilesi vardı.
Oraya da davetliydik...
VOGUE"cular programı tıka basa doldurmamışlar, boş zaman bırakmışlar.
Kendi kafamıza göre Paris"i yaşamak da güzel.
Gök berrak mavi ama bıçak gibi keskin bir soğuk...
Hüseyin Çağlayan"ın defilesi Saint Germain"deydi.
Tıp Fakültesi"nin kilisesinde.
Cami ya da mescitte defile ve yarı çıplak kızların podyumda yürüdükleri bir Türkiye düşünemiyorum. Şart da değil...
Anlayış farkını ortaya koymak istedim.
Türkiye"den ünlüler de vardı.
Çağlayan önemli bir isim.
Doğuş konukları, küçük bir grup olarak kaldık.
Ünlü moda evlerinin, dergilerin temsilcileri sıraları doldurmuştu.
Çok sayıda kamera ve gazeteci.
Kapıdan girerken saçları kırlaşmış bir beyefendi, yumuşacık ses tonuyla yaklaştı, “Merhaba Güneri Bey” diye başlayıp iltifatlar sıraladı.
Kırık Türkçe konuşuyordu.
Sordu:
“Hüseyin Çağlayan"ı tanıyor musunuz?”
Cevabım, “Tanışmadım ama tasarımlarını birazdan izleyeceğim” oldu.
Gülümsedi:
“Ben babasıyım, birazdan tanıştırırım” dedi.
Oğluyla gurur duyduğu belliydi.
Dönüşte gene dönme dolaba bineceğim. İşimiz bu...
Satırlarımla sizin de dünyayı durdurup inmenizi ve biraz farklı soluk almanızı istedim.
Ve bir itiraf...
Nuri Bilge Ceylan"ın söylemiyle “Güzel ve yalnız Türkiye"mi” özledim.
.....................................
Şu satırların yazılışından sonra Türkiye"deki depremi öğrendim.
Yaşamını yitirenlere rahmet, yakınlarına ve ülkemize başsağlığı diliyorum.

Bu yazı toplam 11 defa okunmuştur
Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarlar
Ahmet Gözen
Çağdaş Çelik
Alper Topaç
Rıdvan Eşin
Yavuz Donat
Yılmaz Özdil
Güngör Mengi
Haşmet Babaoğlu
Ahmet Hakan
Bekir Coşkun
Zülfü Livaneli
Melih Aşık
Yalçın Bayer
Can Dündar
Rauf Tamer
Deniz Gökçe
Video Haber
Gazete Başlıkları
Anket
Aydın Valisi H. Avni Coş'a yapılan eleştiriler için ne düşünüyorsunuz?
Mail Listesi