
Dün dışarı alışveriş için çıktığımda, biri karşı kaldırıma çökmüş, yüzüme bakarak boş boş gülüyordu. Tereddüt ettim, kendimde ne sorun olduğunu düşündüm. Önce kıyafetlerimi yokladım daha sonra ellerimi yüzümde gezdirdim. Ardından etrafıma baktım ve böylesine yarılacak kadar gülecek bir şey aradım. Ben bulamamanın getirdiği sinirle delirdikçe o daha da çok gülüyordu. Bir an için düşündüm; ne kadarda da ilginç iş şu gülmek. Pozitifliğin, sevimliliğin bazense ortamı yumuşatmak için uygulanan "gülünesi" bir hareket. Ağzından garip seslerin çıktığı fakat bünyeye oturmuş bir eylem. Bir an için kafamda yargılamayı kestim ve adımlarıma engel olamadan ona doğru ilerledim. Ellili yaşlarında uzunca biriydi. Hiç tanımadığım birinin yanına bu denli ilk defa gidiyordum. Ne cesaret! Kaldırıma vardığımda sus kesildi. Nasıl yaklaşacağımı da bilmiyordum. Neye gülüyorsun mu demeliydim? Belki uzun zamandır ilk defa böylesine vücudu gülmekten tatmin oluyordu.
-" İyi misiniz?" dedim. Ne kadar da saçma. Gülen birine iyi misiniz demek. Yaptığı ne kadar da ayıp bir şeymiş gibi.
-" Evet, iyiyim siz nasılsınız?" dedi şımarmış bir edayla.
-"Neden bana bakarak gülüyorsunuz?"dedim. Açıklamasını duymayı sabırsızlıkla bekliyordum.
-"Ben size değil, hareketlerinize, halinize gülüyorum" dedi
-"Ne varmış benim halimde dedim" sinirlice. Bir yandan lafın devamını merak ediyordum diğer yandansa karşı taraf tavırlarıyla belli çizgileri aşalı çok oluyordu.
Sanki işin ucu fıkraya dönecek gibiydi. Sonunda anlamlı bir lafı yüzüme yapıştıracak ben de "hadi işine" diyip gidecektim.
-"Hayatı çok takan bir o kadar da önemsemiyor gibi gözükmeye çalışan havan var. Her şeyi boş ver önemli olan kehribar" dedi.
-"Kehribar mı? O da ne? Ne garip isim öyle?" dedim.
Ben iyice ciddileşmiş tavrımla cevabımı beklerken, beş dakika önce karşımda gülmekten ağlayan adamın gözleri donup kalmıştı. Bir yerlere daldığı ortadaydı. Nedeni neydi çözemedim. Çok mu sert çıkmıştım? Yoksa onun için değerli olan şu kehribarı farkında olmadan çok mu dalgaya almıştım?
"Pardon, size diyorum?"dedim. Gözleri çoktan ufka odaklanmıştı bile. Eğildim, cevabı gözlerinde aradım. Sanki yıllarca kendini anlatmamanın verdiği acı vardı.
"Her neyse şuan gideceğim yere geç kalıyorum, size iyi günler." dedim. Hızlıca geriye doğru, kendi yoluma koyuldum. Bir an için benliğimi pişmanlık kapladı. Gülen birini hüzünlendirmiştim. Belli ki normal biri değildi. Boşuna soru sorup değerli hayatımın birkaç dakikasını boşa mı harcamıştım? Hep değerini bilirdim çünkü(!)
Belki de bir grup insanın oyununa gelmiştim. Akşam eve döndüğümde yazmaya oturmak için bilgisayar başında buldum kendimi. Bir an aklıma takıldı. Neydi şu şeyyyy? Ah tamam! "kehribar". Vee araştırmaya başlanır, neymiş bakalım şu şey? Bir yandan kendimle de dalga geçiyordum. Belki de kızının ismi falandı. Gerçi öyleyse bu beni neden ilgilendirsin? Ancak okuduktan sonra varlığım anlamını bulamadığı bir şey için titredi.
Kehribar; bir taştı. Mutluluk anlamına geliyordu. Hem çok zor bulunuyordu hem de oluşturması bir hayli zaman alıyordu. Kendimi suçlu gibi hissettim. Ben istediğimde mutlu olabilirdim, hayatı eğlenceli kılabilirdim. Hayır! Aslında tüm bu olanlar söylediği kelimenin ucunda gizliydi. Her şeyi boş ver! Gülümse, yarıl, için parçalanana kadar, gözlerinden yaşlar boşalana kadar sadece gül! O anı bulunca, mutluluğu hissedince bırakmamalı. Kolay mı şu lanet dünyada kehribarı elinde sıkıca tutabilmek, buldu mu elmastan yapılmış, kırılmayan kutularda saklayabilmek?












































Sevgilerimle canım