• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490

    Ali Demirel'in yeni kitabı çıktı

    27.12.2011 07:41
    Ali Demirelin yeni kitabı çıktı
    “Nefis insanı mahvetmek isteyen sinsi bir düşmandır. İnsanı ne zaman mahvedeceği belli olmaz."
    Ali Demirel'in yeni kitabı çıktı Ali Demirel'in yeni kitabı çıktı Ali Demirel'in yeni kitabı çıktı

    BUGÜN Gazetesi yazarlarından Ali Demirel'in İffet Yâ Hû isimli eseri geçtiğimiz günlerde çıktı. İffet kavramının önemine vurgu yapıldığı kitapta, iffetli kalmak ve nefsin tahakkümüne karşı koymak için yapılması gerekenler anlatılıyor.

    'Nefistir seni yolda koyan/yolda kalır nefsine uyan.' Yunus'un dizelerinde belirttiği bu hakikat, insanoğlu için her dönem önemli bir sınav oldu. Ali Demirel'in kaleme aldığı İffet Yâ Hû adlı kitap da Yunus'un bu dizelerini birçok anlamda kucaklarken, geçmişten günümüze çarpıcı örneklerle iffet konusunu göz önüne seriyor. Kitap giriş bölümü dışında iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Dünün İffet Abidelerinden Tablolar, ikinci bölümde ise günümüzün iffet abidelerinden örnekler bulunuyor. Işık Yayınları tarafından yayımlanan kitabın birinci bölümde yer alan örneklerde Kur'ân-ı Kerim'in ışığında en güzel kıssadan hareketle iffet abidesi Hz. Yusuf'u örnek veren yazar, Hz. Meryem'in kendisine atılan iftiralar karşısındaki iffetli duruşunu da ele almayı ihmal etmemiş. Hz. Aişe'nin iffetli hayatından da kesitlerin sunulduğu birinci bölümde, asr-ı saadet döneminden ve tarihin çeşitli zaman dilimlerinden kesitler sunuluyor.

    Kitabın ikinci bölümde ise yakın tarihimizde ve günümüzde yaşayan iffet kahramanlarından örnekler verilmiş. Bediüzzaman'ın 20 yaşında iki sene boyunca misafir kaldığı evin altı kızını birbirinden ayıramayacak kadar iffetli olduğunu anlatan yazar, Fethullah Gülen'in ve birçok gencin iffet kokan hatıralarını da resmediyor.

    İradeyi kontrol altına almak

    Ali Demirel kitabında iffetin tarifini şöyle yapıyor: "İffet, çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama gibi anlamlara geliyor. Mana büyüklerimiz meşru dairedeki zevk ve lezzetlere karşı istekli davranmanın yanı sıra, gayr-i meşru arzu ve isteklere iradî olarak kapalı kalmayı da 'iffet' kelimesiyle ifade ediyorlar. Bu bakış açısıyla iffet, kişinin iradesinin hakkını vererek cismanî ve şehevî arzularını kontrol altına alması, dünyevî zevk yörüngeli bir hayattan uzak durması ve meşru dünya zevkleriyle iktifa etmesi anlamlarına geliyor."
    (sf.13)

    Üç temel duygu

    İnsanda üç temel duygunun bulunduğundan bahseden Bediüzzaman Hazretleri, bunları kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i şeheviye olarak sıralıyor. Kuvve-i akliye, hakikatleri görüp, fayda ya da zarar getirecek şeyleri birbirinden ayırma melekesi; kuvve-i gadabiye, kin, hiddet, kızgınlık ve atılganlık gibi hislerin kaynağı sayılan güç merkezi; kuvve-i şeheviye ise arzu, iştiha ve cismanî hazların menşei kabul edilen duygudur.
    (sf.14)

    İffetli insan şehvet duygusunu meşru yolda kullanır

    İffet, erkek ya da kadının her şeyden önce bedenini sahiplenmemesi, onun Hakiki Sahibi’nden kendisine verilen bir emanet olduğunu kabul etmesi demektir. Kim sahipse kuralı o koyar. Bedenini sahiplenmeyen, onun Hakiki Sahibini tanıyan insanın iffeti, bedenini kendi hevesleri ya da gelip geçici toplumsal düşünceler doğrultusunda değil, her bir uzvunun ve duygusunun var edicisi Rabbinin emirleri doğrultusunda kullanacağı anlamını taşır. İffetli insan, şehvet duygusunu meşru ve helal yolda kullandığı gibi Allah’ın kendisine bahşettiği bütün nimetleri yaratılış gayelerine uygun olarak izin dairesinde kullanır.
    (sf.17)

    Nefsinizin kumandanı olun

    Ali Demirel kitabında bize ait ve bize verilmiş dünya büyüklüğünde bir saraya sahip oduğumuzu ve bu sarayın kumandasının yine bizim küçük irademiz olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “...'Bizim dünyada hiçbir irademiz, seçme hürriyetimiz yok!' dersek verilen bu nimeti inkâr etmiş ve saray sahibini suçlamış oluruz. Ancak 'Mevcut kumandamı kullanamıyorum. Her şey benim elimde!' dersek o zaman da bize ve muhteşem sarayımıza yazık olur... 'Yapamayacağım, edemeyeceğim', hatta 'iradesizim' yerine, 'İradem var, bugüne dek varlığını bildiğim el kitabını iyi okumamış ve rehberin sözlerine iyi kulak vermemişim. Bundan böyle kumandamı iyi kullanarak nefsimin kumandanı olacak, bu muhteşem sarayı, daha binlercesini elde etmek adına değerlendireceğim!' demeliyiz."
    (sf.18)

    İnsan kendini ne için frenlemeli?

    Ali Demirel, nefsin günah arzusuyla yanıp tutuştuğu bir dönemde nefsi dinlememek, onu hevaya değil hüdaya sevk etmek gerektiğini belirtiyor. Demirel, "Bunu başarabilenler, gençlik dönemlerinden sonraki hayatlarında nefislerine daha kolay hâkim olurlar, iffet ve istikametle ömürlerini geçirirler" diyor ve bu konuyu Fethullah Gülen'in şu sözleriyle özetliyor: "...şehvetin bütün vücudu sardığı, benliği kavrayıp ruhu sarstığı bir anda, hatta iradenin gevşeyip fenalığın her türlüsüne açık hâle geldiği bir zamanda, Hakk’ın hatırı için insanın kendisini frenlemesi o kadar önemlidir ki; insanın amûdî/dikey olarak zirveleşmesine vesile olabilir ve böyle bir amele muvaffak olan insan, elbette Allah Resûlü’nün kefaleti altına girip Cennetlere uçabilir. (....)"
    (sf.19-20)

    Ölümü unutmamak gerek

    Ölüm düşüncesi, insanın manevî damarlarında meydana gelebilecek ülfet ve vesveseyle birlikte, şeytanın süslü gösterdiği günah virüsünün ve benzeri mikropların en azından tesirlerini ve zararlarını giderecek bir antikor gibidir. “Madem öleceğim ve öldükten sonra da hesaba çekileceğim; öyleyse, şu fani dünyanın elemli lezzetlerine kapılıp, günah işlemenin, hayâsızlığın ne manası var! Helal daire varken niye harama gideyim, niçin iffetsizliğe adım atayım?î düşüncesi içinde ölüm, bir yönüyle güçlü bir vazgeçirici, bir yönüyle de coşturucu bir tesire sahiptir.
    (sf.24)

    Kendin için istediğini başkası için de iste

    Müslümanları kötü huy ve davranışlardan uzak tutmaya çalışan Peygamber Efendimiz, onları iftira konusunda da uyarmıştır. Efendimiz’in yeni Müslüman olanlardan biat alırken şirk koşmama, zina ve hırsızlık yapmama gibi şartların yanında iftirayı da söylemesi ve söz alması, iftiranın din nazarında ne kadar menfur olduğunu anlatması bakımından bizim için önemlidir. Aynı zamanda iftira günahını işleyen bir kişi “Müminler ancak kardeştir.î (Hucurât Sûresi, 49/10), “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.î “Sizden biriniz, kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe iman etmiş sayılmazî gibi doğruluk, dürüstlük ve adaleti emreden ayet ve hadislere muhalefet etme durumundadır.
    (sf.58-59)

    KARDEŞİNİZ BİR FİTNEYE UĞRAMIŞ, ONA DUA EDİN!

    Ali Demirel kitabında günümüzün iffet abidelerinden örnekler de veriyor. İşte onlardan biri: "Bir apartmanın hemen yanı başında küçük bir kulübecikte kalmaktaydı. Kulübede su olmadığı için suyunu dışarıdaki bir çeşmeden alıp getiriyordu. Komşu apartmanın sakinlerinden bir kadın da rahat durmuyor, oraya gidip gelirken ona davetkâr bakışlarla bakıyordu. O da her defasında kafasını aşağıya çeviriyor, ondan uzak duruyordu. Bir gün abdest almak için her zaman gittiği gibi yine çeşmeye gitti. Kabını çeşmeye uzattı. Fakat o esnada olağanüstü bir şeyle karşılaştı: Çeşmenin mermer duvarı sinema perdesi gibi gözlerinin önünde açılıverdi. Üstadı olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ni ve etrafındaki talebeleri gördü. Üstad talebelerine Mesnevî-yi Nûriye’yi ders veriyor, o da seslerini işitiyordu. Üstad’ın talebelerine şöyle dediğini duydu: Falan kardeşiniz bir fitneye uğramış, ona dua edin."
    (sf.105)

    “SENİ EVLENDİRİYORUZ, BU SENİN DÜĞÜNÜN!.."

    Kitapta iffet ve mahcubiyetin örnekleriyle anlatıldığı bölümde Fethullah Gülen'in yaşadıklarına da yer veriliyor. İşte o yaşam kesitlerinden biri: "Hocaefendi, Kur’ân-ı Kerim’i hatmettiği gün, ailesi bir şükür ifadesi olarak bütün köylüyü davet etmiş ve herkese yemek yedirmişti. O vakit henüz ne olup bittiğini anlayamayacak kadar küçük olan Hocaefendi, meraklı gözlerle gelip gidenlere bakıp hakkındaki takdirlere ve dualara mana vermeye çalışırken, merhume validesinin “Seni evlendiriyoruz; bu senin düğünün!..î sözünü işitmişti. Tabiatındaki hayâ derinliğine yetiştiği çevrenin kazandırdığı edep, iffet ve mahcubiyetin de eklenmeye başladığı bir dönemde duyduğu bu söz Hocaefendi’yi utandırmaya yetmişti.
    (sf.109)

    Mahremiyet sınırlarını aşmayın

    Her şeyin bir ölçüsü ve kuralı olduğu gibi sevginin de kuralları olmalıdır. Her insan sevebilir. Fakat sevginin de bir zamanı olmalı. Hissilikle hareket edip zamanında dünyada en sevdiği insan olarak gördüğü sevdiğini mahkeme salonlarında hakaret ederek terk edenler çoktur. Her ne kadar gönül ferman dinlemese de dinine bağlı ve takvalı bir genç her zaman ve zeminde iffetini korumasını bilmelidir. Bu sınırları koruduktan sonra kişinin Allah’a kendisi için hayırlısını istemesi daha güzeldir.
    (sf.14) 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim