• BIST 90.182
  • Altın 147,110
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515

    Akıllı adamımdır!

    01.06.2010 11:31
    Akıllı adamımdır!
    'Yargıtay cezamı onasın döneceğim'
    Akıllı adamımdır! Akıllı adamımdır! Akıllı adamımdır!

    İlk durağı Beyaz Rusya'ydı. Ardından ABD'ye geçti. Şimdiyse fazla uzakta değil,Almanya'da. Tempo, Bekaa Vadisi ne gittiği bile iddia edilen Bedrettin Dalan'a ulaştı. Firari sanık, hakkındaki iddiaları ilk kez yanıtladı. Ergenekon'un bir numarası gerçekten o mu?

    Almanya'dayım. Yalnız değilim. Eşimle, dostumla, sevdiklerimle, herkesle görüşüyorum. Dinlendiğimi bildiğim halde, manevi kızım Ferda ile konuşuyordum. 38 sayfalık iddianamenin sekiz sayfası, Ferda ile yapılan konuşmanın deşifresi. Ferda, yaşananlara üzülüp falcılara gitmiş. Bana bunu anlatıyor. Eksik olmasınlar, medyum muhabbetini sekiz sayfa iddianame gibi yazmışlar."

    Bu sözler, ileride Ergenekon davası ile birleştirilmesi beklenen İrtica İle Mücadele Eylem Planı' davasının firari sanığı Bedrettin Dalan'a ait. Hakkında çok fazla iddia var. Kimine göre 28 Şubat sürecinin baş aktörü, kimine göre Ergenekon'un bir numarası ve darbe sonrasının başbakanı. 'Ergenekon' terör örgütü davasının kilit ismi Bedrettin Dalan'a, hakkındaki tüm iddiaları sorduk.

    SAĞLIK DURUMUNUZ NASIL?

    Problem var. Kemiklerde sorun var. Onlarla uğraşıyoruz. 2009 başında ABD'deyken kalbime stent takılmıştı. Şimdi de kemik sıkıntısı yaşıyorum.

    SİZİ, "TÜRKİYE'Yİ TERK ET" DİYE DÖNEMİN MİT İSTANBUL BÖLGE BAŞKAN YARDIMCISI ÖZEL YILMÂZ'IN HABER ULAŞTIRDIĞI SÖYLENİYOR. DOĞRU MU?

    Tek kelime söylemedi. Herhalde ona kızan birileri var. Onu da benim yüzümden ateşe atmak istiyorlar. Ben MİT'çileri bilirim. MİT'çilerle dost olunur. Ama MIT'çilere soru sorulmaz. Bugüne kadar hayatımda hiç onlara soru sormadım. MİT'çilerle hiç bilgi alışverişim olmadı.

    ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN 'BİR NUMARASININ SİZ OLDUĞUNUZ İLERİ SÜRÜLÜYOR. NE DİYORSUNZ?

    Vallahi yedi kişiyle çete kurmuşuz. İddianamede benim yanımda yer alan dört ismi hiç tamıyorum. Hayatımda hiç görmedim. Şu albayı da tanımıyorum. İsmi neydi?

    DURSUN ÇİÇEK...

    Hah. Bak, ismini bile hatırlamıyorum.

    DARBEDEN SONRA SİZİN BAŞBAKAN OLACAĞINIZ İDDİA EDİLİYOR.

    Bunu söyleyen aklını yitirmiş. Benim hayatımı inceleyin. Önüme gelen başbakanlığı yasal şartlarda almamışım. Sayın Demirel bakanlık verdi, almadım. Ozal, "Benden sonra başbakan olacaksın" dedi, kabul etmedim. Darbenin başbakanı ola-cakmışım. Allah yazdıysa bozsun. Bana her şey yakıştırılır da darbe başkanlığı yakıştırılmaz. Yani ayıptır... Basında beni darbenin başbakanı gibi gösterenlere de bir çift sözüm var. Bu, onların kendileri için hayalleri olabilir. Ama benim asla böyle bir hayalim olmadı. Böyle bir iddia herkes için geçerli olabilir, ama benim hayatımın akışına uygun değil.

    İKİNCİ ERGENEKON İDDİANAMESİNDE, DÖNEMİN İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANİ LEVENT IRSÖZ İLE YAPTIĞINIZ BİR GÖRÜŞMENİN DEŞİFRESİNE YER VERİLDİ, BU GÖRÜŞMEDİ ERSÖZ'E, ORGENERAL ÇEVİK BİR İLE YAPTIĞINIZ GÖRÜŞMEYİ ANLATIYORSUNUZ. "ÇEVİK PAŞA İLE 28 ŞUBAT ÖNCESİ OTURUP KONUŞTUK. DÖRT SAAT NOT ALDI. BUNLARI GENERALLERE DAĞITTI. ÇOK GİZLİ RAPORDU" DİYORSUNUZ. BU NOKTADAN HAREKETLE 28 ŞUBAT SÜRECİNİN MİMARININ SİZ OLDUĞUNUZ İDDİA EDİLİYOR.

    Çevik Paşa benim arkadaşımdır. Her zaman görüşürüm. Görüşmemem için sebep yok. Gizli kapaklı bir şey yok. Her şey açık. Ben, Türkiye'deki gericilik tehdidini, sadece Çevik Paşa'ya söylemedim ki. Gelmiş geçmiş bütün genelkurmay başkanları, iş adamları, entelektüeller benim arkadaşım. Türkiye'deki gericilik sorununu herkese anlattım, kitabını da yazdım. Televizyonda da söyledim. Çevik Paşa'ya anlattığım bu. Televizyonda söylemediğim hiçbir şeyi, kapalı kapılar arkasında söylemedim.

    "Ersöz'ü sokakta görsem tanımam"

    LEVENT ERSÖZ İLE DOSTLUĞUNUZ VAR MI? NE SIKLIKTA GÖRÜŞÜRDÜNÜZ?

    Levent Ersöz'ü hayatımda bir defa görevdeyken makamında ziyaret ettim. Akabinde kendisiyle hiçbir görüşmem olmadı. Şimdi sokakta görsem tanımam. Bir kez çay içip konuştuk, o kadar.

    PLANINIZ NEDİR? TÜRKİYE'YE GERİ DÖNECEK MİSİNİZ?

    Tabii ki döneceğim. Türkiye'de hukuk kendi rayına oturursa dönerim. Benim en büyük korkum hukuksuzluk. Önümüzü görelim bakalım, iş hukuki mecrasına girsin, döneceğim. Suçumu ispat etsinler, cezamı kessinler. Yargıtay onasın, döneceğim. Ben sadece bunu bekliyorum.

    BÜTÜN BU DAVALAR KAPANIP GERİ DÖNERSİNİZ, SİYASETE GİRER MİSİNİZ?

    Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası değişmeden siyasete girmem. Zorla siyasete sokamazlar. Ben özgür ruhlu bir insanım. Sivil darbeye de, askeri darbeye de, her türlü diktatörlüğe karşıyım. Allah, ülkemizi tam demokrasiye götüren yolu açsın. Tek temennim bu. Türkiye'de hukuk sağlıklı işleseydi, bırakın o iddianamenin yazılmasını, hakkımda kovuşturma bile açılmazdı. Türkiye, ekmek su olmazsa yaşar, ama hukuk olmazsa yaşayamaz. Ekmeği, suyu, başka bir şeyle ikame edebilirsin, ama hukuku edemezsin.

    HAKKINIZDA DAVA AÇILDI. BİR NUMARA OLDUĞUNUZ, BAŞBAKAN OLACAĞINIZ SÖYLENİYOR. NEDEN BİR BAŞKASI DEĞİL DE SİZ?

    Ben onu bilmiyorum. Bunu, bu iddiada bulunanlara sormak lâzım. Beni, benden fazla önemsiyorlar.

    BUNCA YIL SİYASET YAPTINIZ. YURT DIŞINA ÇIKTIKTAN SONRA SİZİ HİÇ ARAYAN SORAN OLDU MU?

    Hiç ummadığım dostlarım aradı. Çok umduğum dostlarım da aramadı.

    KIRGIN MISINIZ?

    Hayır değilim. Hayatın kendisi bu.

    "Akıllı adamımdır"

    AKP HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

    Aşırı güç, AKP'nin başını döndürdü. Gücü kullanmak kolay bir iş değildir. Bu durum, partiyi çok kötü yıpratır. AKP tek başına kaldı. Bence AKP'ye en büyük zararı, yine AKP'nin kendisi veriyor.

    HALETİ RUHİYENİZ NASIL?

    Haleti ruhiyemi hiç kaybetmedim. Kimseye kızgın değilim. Benim ülkemin hukuku böyle olmamalı. Sırf hukuka olan saygımdan Türkiye'de hukuk fakültesi kurdum. Çok da emek verdim hukuka.

    TÜRKİYE'DEKİ İŞLERİNİZİ NASIL YÜRÜTÜYORSUNUZ?

    Şahıslara bağlı olmayan bir sistem kurdum. Kurumların yönetim kurulları var. Yakın arkadaşlarım var. Sistem yürüyor. Ben ölseydim ne olacaktı ki? Kendime göre akıllı adamımdır. Kurumsal bir yapı kurdum ve devam ediyor. Varsaysınlar ki ben öldüm. Bu arada kurduğum kurumların hiçbiri, şahsi malım değildir. Tamamı devlete bağışlanmıştır. Bunu da herkes bilsin. Bedrettin Dalan'ın malı değildir. Hepsi devlete bağışlıdır.

    "Türkiye'de şekli demokrasi var"

    GÜNDEMİ TAKİP EDİYOR MUSUNUZ? CHP'DEKİ GELİŞMELER VE KASET SKANDALI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

    Türkiye'de bir partinin genel başkanının değişmesi için ya bir skandal ya da emri hak (vefat) vaki olacak. Ben, "Siyasi Partiler Yasası değişmeden milletvekilliği yapmanın bir anlamı yok" dedim ve milletvekilliğinden 1993'te ayrıldım. Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası, Türkiye'deki liderleri diktatör yapıyor. Ülkemizde şekli demokrasi var. Gerçek demokrasi yok. Kim parti lideri olursa, onun diktatoryası başlar.

    Meclis'te de parti liderlerinin seçtiği 550 kişi oturur. Göstermelik seçim yaptırırlar. Buna da 'demokrasi' derler. Ben bunu protesto için ayrıldım.

    KILIÇDAROĞLU İÇİN DE AYNISI OLUR MU?

    Normal şartlar altında aynısı olur ama, 'Gandi' lâkabını almış Sayın Kılıçdaroğlu'nun, bu güç tuzağına düşmeyeceğini ümit ediyorum.

    GÖZLERİYLE KONUŞAN ADAM!

    Dostları, Bedrettin Dalan'ı, espri yapmayı sevmeyen, gözleriyle konuşan bir adam olarak anıyor. Dalan'ın ailesine karşı en büyük kusuru çok çalışmasıydı. Ulaştığımız tüm arkadaşları, onu 'işkolik' ve 'hiperaktif olarak tanımlıyor. Belediye başkanlığı döneminde Dalan, geceleri saat 02:30'dan önce evine gitmiyordu. Bu nedenle Ayseli Hanım, oğullan Barış ve Burak'a hem annelik, hem babalık yaptı. Hatta Dalan, bir gece saat 23:30'da eve dönünce, Ayseli Hanım ve çocuklar, bir şey oldu, hastalandı diye çok korkmuşlar. Dalan, kitap okumak ve müzik dinlemek dışındaki tüm vaktini işine ayırıyordu. Koyu Beşiktaş taraftan. Ayseli Hanım ve çocuklar ise Galatasaraylı. İş dışında en büyük zevki, klasik Türk müziği ve Türk halk müziği dinlemek. Binlerce taş plak ve tespih koleksiyonu var. Her akşam bir saat mutlaka müzik dinliyor. Aynı zamanda motosiklet tutkunu. Haftada iki-üç kitap bitiren Dalan'ın ilgisini en çok, felsefe, psikoloji ve tarih kitapları çekiyor. Atatürk'le ilgili bulduğu her kitabı okuyor. Hayattaki tek idolü Mustafa Kemal Atatürk. Torununa Mustafa Kemal adını veren de kendisi. Yemek seçmiyor. En sevdiği yemekler zeytinyağlılar ve ille de kuru fasulye. İçki kullanmıyor, sigaraya karşı özel hassasiyeti var. 30 yıl önce, günde iki paket sigara içerken, kanser olan yakın arkadaşı Kemal'in vasiyeti üzerine bıraktı. Sıkı bir Hürriyet gazetesi okuru. Ramazan aylarında 30 gün olmasa da, elden geldiğince oruç tutuyor. Bayram namazlarını kaçırmıyor. Mensubu olduğu Şeyhbızın, Kürt aşireti olarak biliniyor. Ama Dalan, Kürt olduğunu kabul etmiyor. "Biz sonradan Kürtleşen Türkmeniz" diyor.

    PAMUK TARLASINDAKİ AŞİRET ÇOCUĞU

    Geçimini küçükbaş hayvancılıkla sağlayan Şeyhbızın Aşireti, yoğun olarak Süleymaniye'nin Bazen bölgesinde yaşıyordu. Aşiretin bir kısmı baba topraklarından ayrıldı ve Türkiye'ye, Haymana'ya göçtü. Sonra Doğu ve Güneydoğu'ya dağıldılar. Bir kolu Bayburt'un Yukarı Gençosman Köyü'ne yerleşti. Aşiret üyelerinden biri de Gençağa Dalan'dı. Gençağa'nın oğullarından Halil Turan'ın, babası gibi köyde yaşamaya niyeti yoktu. Aşiretin güzel kızlarından Hünkâr ile evlendirilse de, inadından vazgeçmedi. TCDD'ye başvurdu. Kabul edildi. İşte bundan sonra Turan ve Hünkâr Dalan'ın Türkiye yolculuğu başladı. Altıncı çocukları Bedrettin doğduğunda Eskişehir'deydiler. Camii Kebir Mahallesi, Çiçek Sokak, Numara 14'te oturuyorlardı. Kerpiçten yapılma, 50-60 metrekarelik iki katlı bir evdi. Kısa süre sonra Turan Bey'in tayini Aydın'ın Germencik ilçesine çıktı. Burada Bedrettin'in iki kardeşi daha dünyaya geldi. Bedri (aile arasında ona Bedri diyorlardı), okumaya meraklıydı. "Bu çocuk adam olur. Okuduğu yere kadar okusun" dedi baba Turan. İlkokulu Germencik'te pekiyi dereceyle bitirdi. Bu arada, ailenin durumu iyi olmadığı için, sekiz yaşından itibaren, abla ve ağabeyleriyle birlikte yaz tatillerinde Germencik Gökova'daki pamuk tarlalarında çalışmaya başladı. 'Pamuk tatili' 16 yaşına kadar sürdü.

    KADERİNCİLVESİ: TRENDEKİ BAŞSAVCI

    Germencik'te lise yoktu. Küçük Bedri, okuyabilmek için her gün trenle Aydın Lisesi'ne gidip gelmeye başladı. 11 yaşındayken tren arkadaşları oldu. Onlardan biri de Necmettin Doğuş'tu. Bir gün okul müdürü, Bedri'yi odasına çağırdı. Müdür, "Aydın'da vakıflar yurdu açılıyor. Seni oraya parasız, yatılı alacağız" dedi. Bedri, tren arkadaşı Necmettin Doğuş'un, Aydın Başsavcısı olduğunu ve okul müdürü ile konuşup kendisini yurda aldırdığını çok sonra öğrendi. Bedri için Necmettin Bey, artık manevi babasıydı.
    Lise döneminde de çalışmaya devam etti. Pamuk dışında zeytin de topladı, tütün de. 1957'de son sınıfa geçtiği yaz tatilinde. Yaprak Tütün Bakım İşleme Evi'nin işçi alacağını duyunca İzmir'e gitti. 16'sında Tekel işçisi oldu. Liseden mezun olduğunda diploma derecesi 'iyi'ydi. İstanbul Teknik Üniversitesi'ni kazandı. Elektrik mühendisi olacaktı. Henüz 18'indeydi ve İstanbul'a ilk kez geliyordu. Bedrettin Dalan, o günlerini şöyle anlatıyor: "Aydın'dan İstanbul'a trenle geldim. Tren Tuzla'dan girdi. Git, git bitmiyor. İstanbul'dan ilk o zaman korkmaya başladım. Aradan 22 sene geçti, ben İstanbul'dan korkarken, istanbul'da bazıları da benden korktu." Üniversite yıllarında gündüzleri okula gitti. Akşamlan fizik, kimya, matematik dersleri verdi. Üniversite yıllarında hiçbir siyasi faaliyete katılmadı. Mezun olduktan sonra, 1965 yılında, demiryollarında işe girdi. Dört yıl sonra Ytong Fabrikası'nda elektrik bakım şefliğini üstlendi. Çalışkandı, zekiydi. Bir süre sonra makine elektrik inşaat bakım şefliğine terfi etti.


    KÜREK ŞAMPİYONU EŞ

    Bedrettin Dalan, üniversite sonrası çalıştığı yıllarda Bostancı'da bir apartman dairesinde oturuyordu. Kapı zilinde 'elektrik mühendisi' yazıyordu. Bir gün, komşusu ilkokul öğretmeni Düriye Hanım'ın aklına bir oyun geldi ve kızına hissettirmeden evdeki tüm sigortalan indirip, Bedrettin'in kapısını çaldı. "Bizim elektriklerde sorun var, sen anlarsın, bakar mısın?" dedi. Bedrettin, Düriye Hanım'ın kızı Ayseli ile o gün tanıştı. İstanbul Üniversitesi İktisadi İlimler Fakültesi mezunu Ayseli
    Hanım, Mobiloil şirketinin muhasebe servisinde çalışıyordu. Aynı zamanda kürekçiydi. Galatasaray Kürek Şampiyonu Kupası bile vardı. Ayseli ile Bedrettin, 1969'da evlendi. Evliliklerinden bir yıl sonra ilk çocukları dünyaya geldi. Oğlu henüz iki yaşındayken, 1971 yılında iş hayatına askerlik nedeniyle ara verdi. Yedek subay Bedrettin Dalan, Malatya'da havacıydı. Askerlik arkadaşları arasında, gazeteci Hıncal Uluç da vardı. Askerlik dönüşü Vakko Fabrikası'nın teknik müdürü oldu. 1975'te ikinci çocukları Barış doğdu.

    Dalan, Vakko'nun ardından Gümüşsüyü Tekstil'in kurucu mühendisliğini, sonra da genel müdürlüğünü üstlendi. Belki de hayatının ilk siyasi tartışmalarını, altı yıl çalıştığı Gümüşsuyu'nda yaptı. Patronu, koyu Demirel-ciydi. Bedrettin Dalan ise Ecevit'i seviyor ve destekliyordu. Sonrasını Dalan şöyle özetliyor: "Ecevit iktidara gelince yanlış ekonomik politikalar yürüttü. Ama Süleyman Demirel dönemiyle durum değişti. 24 Ocak 1980 kararları alındı. Müsteşarı Turgut Özal'dı. Doğru adımlar atıldı ve doğru politikalar izlendi."

    HAYATINI DEĞİŞTİREN MEKTUP

    12 Eylül darbesi arifesinde, Gümüşsüyü Halı'dan ayrılan Bedrettin Dalan, kendi işinin patronu oldu. İstanbul Dudullu'da Yaba Tekstil Makineleri İmalat Sanayii Şirketi'ni kurdu. Aynı zamanda Saray Halı'da ve işadamı Mustafa Süzer'in şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yaptı. Turgut Özal'ın ön plana çıkmaya başladığı günlerdi. Parti kuruyordu. Ocak 1983'te Özal'a bir mektup yazdı. "Fabrikam var, param var. Siz doğru insansınız, parti kurarsanız size maddi, manevi destek veririm" dedi. Şişli'deki Sadıklar Apartmanı'nda buluştular. Gerisini Bedrettin Dalan'dan dinleyelim: "'Kahveci, bize iki çay getirir misin?' dedi. Baktım Ozal'la İngilizce konuşuyor. Eve geldim. Hanıma dedim ki, 'Bu adam çok akıllı. Kahvecisi bile İngilizce konuşuyor.' Meğer o adam Adnan Kahveci'ymiş." Dalan, ANAP'ın 33 kurucu üyesinden biri oldu. 1983 genel seçimlerinde Özal, milletvekilliğine aday olmasını istedi. Dalan, "Kendi koltuğunu versen bile yine girmem. Niyetim seni başbakan yapmak" dedi ve yerine bir arkadaşını önerdi. O isim Tınaz Titiz'di. Özal, bunun üzerine "İstanbul II Başkanı ol" teklifini getirdi. "Hayır" diyemedi. Özal ile ilk fikir ayrılıkları, yerel seçimlerde İstanbul Belediye Başkanlığı'na kimi aday gösterecekleri konusunda oldu. Saray Halı Yönetim Kurulu Başkanı Necati Kurmel, o günleri şöyle anlatıyor: "Bedrettin'e o zaman Pamukbank'ta genel müdür olan Hüsnü Özyeğin'in adını söyledim. Dalan Özyeğin'e söyledi. Özyeğin kabul etmedi." Bu öneriyi Özal da kabul etmedi. Çünkü Eymen, Topbaş'ı aday göstermek istiyordu. Topbaş'ı ise Dalan istemiyordu. Özal, bunun üzerine "O zaman belediye başkanlığına sen aday ol" dedi. Dalan, "Hayır" diyemedi. Bu noktada sözü yeniden

    Necati Kurmel'e bırakıyoruz: "Askeri yönetimin İstanbul Belediye Başkanı Abdullah Tırtıl'dı. Tırtıl ile uzun yıllara dayanan dostluğumuz vardı. Bir gün ben ve Mustafa Süzer (Süzer Holding Yönetim Kurulu Başkanı) otururken Dalan geldi. İstanbul'da İstiklal Caddesi'nde dolaşırken, yeni yapılan kanalların, Vakko binasına doğru su akıttığını tespit etmiş. 'Tırtıl Paşa'ya söyleyin beni danışman yapsın. Bu adamlar, bu işi bile yapamıyor' dedi. Tırtıl'a anlattık ve bir süre sonra Dalan'ı çağırdı. Dalan'a haber verdik ama bize 'Ben Özal'a gittim, politika yapacağım' yanıtını verdi." Dalan, belediye başkan adayı olduğunu önce eşi Ayseli Hanım'dan sakladı. Sonra kararını açıklayınca Ayseli Hanım sabaha kadar ağladı, "Bizi mahvettin" diye bağırıyordu. Ama Dalan'ı kararından vazgeçiremedi.

    ASKER DİRENİYOR

    Darbe sonrası yapılan 25 Mart 1983 yerel seçimlerinden ANAP birinci parti çıktı. Dalan da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ama koltuğa oturması kolay olmadı; çünkü asker gitmemekte diretiyordu. 1983-1989 arasında Bedrettin Dalan'ın danışmanı Recai Delibaşoğlu o günleri şöyle anlatıyor: "Belediye yönetimini devralmak için o zaman belediye başkanı olan Abdullah Tırtıl Paşa'ya gittim. Askerler arasında kalmak ve görevlerine devam etmek isteyenler vardı. Güç bela devir teslim töreni yapıldı. İki ay sonra, Bedrettin Bey'in makam odasında otururken, bir tümgeneral içeri girdi ve topuk selamı verdi. 'İzindeydim, döndüm efendim. Ne yapayım?' diye sordu. Durum karşısında şaşıran Dalan, belediyedeki bir vakfın başına geçmesini söyledi." Belediyede kendi ekibiyle çalıştı. Tıpkı Atom Damalı gibi. Tesadüfen tanıştığı Damalı'yı İSKİ Genel Müdürü yaptı. Damalı şöyle anlatıyor: "1979'da bir yurt dışı seyahatinden dönüyordum. Uçakta 8-10 kişi vardı. Koridorun kenarında, tanımadığım bir adam oturuyordu. Hostes adamın masasına kaba şekilde vurdu. 'Aç, yemek dağıtacağız' dedi. Ben dayanamadım ve 'Bu nasıl terbiyesizlik!' diyerek kızdım. O beyefendi sessiz sedasız bizi dinledi ve sonra konuşmaya başladık. Kendisi Bedrettin Dalan'dı. Belediye başkanı olunca beni aradı ve İSKİ Genel Müdürlüğü'nü teklif etti." Aynı şekilde, yakın dostu Adnan Kahveci'nin önerisiyle, hiç tanımadığı Reha Arar'ı özel kalemi ve sağlık daire başkanı yaptı.

    "DONUNU VERİR, İŞİNE ORTAK İSTEMEZ"

    "HaliÇ'i gözlerimin rengi gibi yapacağım" dedi, yaptı. Tarlabaşı Bulvarı'nı, birçok binayı kamulaştırıp yıkarak açtı. Belediyenin imkânlarıyla Darlık Borajı'nı bitirdi. Elbette bunları yapmak kolay değildi. Dalan'ın özel kalem müdürü Reha Arar, "Bu konular gündeme geldiğinde koruma sayısını artırdık. Çünkü ciddi tehditler alıyorduk" diyor. Bu arada Özal ile aralarında tartışmalar yaşanıyordu. Saray Halı Yönetim Kurulu Başkanı Necati Kurmel, bir anısını şöyle aktarıyor: "1988'de seçime bir yıl kala, büyük açılışlar yapıyordu. Kendisini, 'Bu açılışlara Özal'ı da çağır. Alınabilir' diye uyardım. Odada eşi Ayseli Hanım da vardı. Ayseli Hanım, 'Bu adam böyledir. Yaptığı işe başkasını ortak etmek istemez. Donunu verir ama yaptığı işe ortak istemez' dedi. Bu dönemde parti içinde çekişmeler de devam ediyordu. Duyduğum kadarıyla Özal, İstanbul'da Bedrettin'e destek vermedi ve o da seçimi kaybetti." O dönem Dalan'ı yakından takip eden gazeteci idris Akyüz de Kurmel'i destekler yönde konuşuyor: "Hasan Celal Güzel'i, Güneş Taner'i içine sindi-rememişti. Mesut Yılmaz'ı kabullenemiyordu. 1989 seçimlerinde ANAP'ın değil, kendi kimliğinin ön plana çıkmasını istedi. Mitinglerde bunu yaptı ve kaybetti." İddialara göre Özal, "Allah'ını seven Dalan'a oy vermesin" dedi. Bunun üzerine Demokrat Merkez Partisi'ni kurdu. Akyüz, bu süreci şöyle anlatıyor: "1991 seçimleri öncesinde Bülent Ecevit'e gitti, 'Hayır' yanıtını aldı. Demirel'in kapısını çaldı ve bu kez yanıt 'Evet' oldu. Dalan partiyi feshederek, Doğru Yol Partisi'ne geçti. Demirel'in cumhurbaşkanı olmasının ardından, DYP genel başkanlığına aday oldu. Rakibi Çiller'di. Dalan çekildi, Çiller başkan seçildi. 1994 seçimlerinde DYP'den İstanbul belediye başkan adayı oldu ama kaybetti."

    Dalan bundan sonra siyaseti hiç düşünmedi. Belediye Başkanı olduğu dönemde, aklına koyduğu vakıf okullarını hayata geçirdi. İstek Vakfı'nın işlerine yoğunlaştı. Hakkında gözaltı kararının çıktığı 6 Ocak 2009'da yapılan Ergenekon'un 10'uncu dalga operasyonundan kısa süre önce yurt dışına çıktı. Nisan 2009'da istek Vakfı'na ait Poyrazköy'deki arazide bir ihbar sonucu yapılan kazıda, çok sayıda mühimmat ve silah bulundu. Şimd irtica İle Mücadele Eylem Planı İddianamesi'nin bir numaralı sanığı. Dalan'ın hikâyesini hazırlarken bilgilerine başvurduğumuz arkadaşları da, son gelişmeler nedeniyle şaşkın. Kimi "İhtimal vermiyorum" diyor, kimi "Bilemiyorum, bekleyip görmek lazım" görüşünde.(TEMPO)

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim