• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356

    ADD Aydın Şubesi'nden "Cumhuriyete Saldırılar"konferansı

    27.12.2011 20:17
    ADD Aydın Şubesinden Cumhuriyete Saldırılarkonferansı
    24 Aralık 2011 Cumartesi günü Aydın ADD'nin öncülüğü ve ev sahipliğinde, Nevzat Biçer Salonunda "Devrim, Karşı Devrim ve Cumhuriyete Saldırılar" adlı bir konferans düzenlendi.
    ADD Aydın Şubesi'nden ADD Aydın Şubesi'nden ADD Aydın Şubesi'nden

     Konferans’a konuşmacı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Doç. Dr Kemal Arı katıldı. 15.30’da başlayan konferans’ı Ziraat mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı M. Nedim Barış, Eğitim İş Aydın Şube Başkanı Şaban Özdemir, Balkan Göçmenleri Derneği Aydın Şube Başkanı Bahtiyar Özdemir, ADD Aydın Şube Başkanı Günver Güneş, kalabalık bir dinleyici topluluğu yanında İzmir’den konferans’ı izlemeye çoğu yüksek lisans öğrencisi 26 kişi geldi. Konferans için yüksek lisans öğrencileriyle Aydın’a gelen Doç. Dr Kemal Arı yolculuk esnasında ve molalarda Aydın’ı tanıtan, milli mücadele’de destanlaşan Aydın Kuva-yı Milliyesini, Efeleri, Efelik kültürünü anlatması Aydın’a konferans’a gelen akademisyenlerden alışık olmadığımız bir jestti. Kemal Arı hocanın coşkulu anlatımı mola verilen salondaki garson ve aşçıları da etkilemiş olacak ki sözlerinin bitiminde dinmek bilmeyen alkışlara tanık olundu. Nevzat Biçer Salonunda ki konferansta İlk sözü alan ADD Aydın Şube Başkanı Günver Güneş canlı biçimde Kubilay olayına değindi.” 1923’te kurulan Cumhuriyetimiz, kurulduğu tarihten itibaren yer yer engellerle karşılaşmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında karşılaştığı en önemli olaylardan biri de Menemen de ki gerici ayaklanma olmuştur. 1930’da karanlık düşünceyi ve gericiliği benimsemiş Derviş Mehmet ve yandaşlarının başkaldırısı Cumhuriyet tarihimizde Menemen olayı olarak anılmaktadır. Ellerinde yeşil bayraklarla halkı kışkırtan, korkutan, kendisini “mehdi” ilan eden, şeriat diye haykıran, genç cumhuriyete karşı ayaklanma çağrısında bulunanların karşısına öğretmen asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay dikilmişti. Silahsız olarak onlara eylemlerinin yanlışlığını, teslim olmalarını söyledi. Karşılığında kurşunlandı. Sürüklendi ve başı kesildi. Başı sırığa geçirilerek sözde Müslüman, insanlıktan nasibini almamış olan yobaz güruhu tarafından halka gösterildi. Bu olay karanlık düşüncenin aydınlığa baş kaldırışı idi. Yobazlar; bilgisiz, saygılı, suskun halkı sindirerek, İslam dinini çıkarları için kullanmaktan bir kez daha çekinmediler. Menemen’de yaşanan Kubilay olayı, laik cumhuriyete meydan okumaktı. Olayların durulmasının ardından, Menemen’de sıkıyönetim uygulandı. Divan-ı Harb kuruldu. 36 kişi idam edildi. Kubilay olayı uzun yıllar Türkiye’de düşünceye, bilime, mantığa, aydınlanmaya karşı bir tepki olarak hatırlanmıştır.

    Kubilay, çağdaş Cumhuriyetin temel değerleri ve kazanımları uğruna şehit olmuştur. Menemen Olayı’nın 75. yılında Cumhuriyetin değerleri, erdemliliği ve önemi bir kez daha öne çıkmıştır. Toplumu gerici bir anlayışla, ortaçağ karanlığına taşımaya geçmişte kimsenin gücü yetmediği gibi bugün de yetmeyecektir. Hepimizin görevi Kubilay’ı, Türk devriminin önderlerini unutmamak, hatırlamak ve hatırlatmak olmalıdır. Bu sayede Cumhuriyetin temel niteliklerini 80 yıllık kazanımlarını bilimle, bilgiyle ve teknolojiyle birleştirerek gelecek kuşaklara ulaştırılması konusunda amaca bir adım daha atılacağını düşünüyorum. Diyerek konuşmasını tamamladıktan sonra sözü konuk akademisyen Kemal Arı’ya bırakmıştır.

    Kemal Arı konferansında “…Aydınlanmanın önemini, cumhuriyet için değerini; sonra cumhuriyetin hedeflerini ve zor koşullarda nasıl kurulduğunu anlattıktan sonra, bu büyük devrimin nasıl hırpalandığını... Dersim konusunu ve bu konuda estirilen terörü... Gerçekleri, metinleri içten okuma yöntemiyle, akıcı bir dille anlattı. Dersim; yeni adıyla Tunceli odaklı o eski coğrafik alanda, bu olumsuz koşulların çok dağa kötü olduğu saptaması yapılıyordu. Türkiye’nin herhangi bir yöresinde, ufak tefek toprağı olan; toprağının sahibi bulunan; başında ağa ya da başka bir mütegallibe, yani bir “zorba” bey olmayan yerlerde, sonuçta yapılacak planlı işler, yatırımlar ve eğitim çabalarıyla; toplumun gelişme ve kalkınma yönünde önündeki engeller kaldırılabiliyordu. Bunun da zorlukları vardı: Ekonomik zorlukların yanı sıra, örneğin coğrafik koşullar, yılların ihmaliyle çorak kalmış doğa

    ve toprak; plansızlık, öngörüsüzlük, ufuk darlığı; her zaman yakınılan engeller olmuştu. Bunlar bir biçimde aşılmaya çalışılırken; sonuçların alınması için kuşkusuz bir süreye gereksinim vardı. Ancak, belki Batı, Güney Anadolu ya da diğer yerlerde de öyle ya da böyle görülen ağalık düzeni, yani feodal derebeylik düzeni bu coğrafyada çok daha katıydı. Büyük aşiret gücü, kendine bağlı silahlı güçleriyle, cumhuriyetin önünde bir engel olarak duruyordu. Kanıksanan bu düzenin sürmesi bu zavallı, yoksul, topraksız insanlara yapılacak en büyük kötülüktü. Bu feodal engel ve onun dayandığı silahlı güç alt edilmeden; ne köylüyü toprak sahibi yapma, ne kalkınma projelerini uygulamaya koyma, ne köylüye kredi olanaklarını sunma, ne okul, hastane ya da başka bir uygarlık kurumunu devreye sokma olanağı yoktu. Bu girişimlerin önüne hep ağalık düzeni karşı çıkıyordu. Güvenliğin, yeni hukuk düzeninin, vergi uygulamalarının, hatta hastanenin, kışlanın, yolun, köprünün gelmesi demek; orada halkı sömürerek ondan vergi toplayan, onun bedenini ve vicdanını sömürerek çıkar elde eden ağalık düzeninin çatırdaması demekti.

    Ki hele ki toprak reformu?

    Bu statülerin, unvanların, sistemin kabul edilmemesi ve ortadan kaldırılması?

    O halde ıslahat programının titizlikle uygulanması ve bunun sonuçlarını almak için çaba gösterilmesi gerekiyordu. Belli kişilerin kaleminden çıkarak hazırlanan ve yayınlanan bu programa göre, bölgede yollar, köprüler, okullar ve kışlalar yapılacaktı. Askerlik ve vergi işleri düzene konulacaktı. Ağalık, derebeylik ve şeyhlik gibi unvanları belli kişilere getiren statüler, bütünüyle dağıtılacaktı. Artık kimse bey, ağa; ya da şu bu değil, doğrudan doğruya cumhuriyet yasalarına göre eşit yurttaşlardı. Kuşkusuz buna karşı çıkılabilirdi. Dersimi bir tür eşkıyanın sığınağı biçimine getirenler; gerekirse güçle “tedip” edilecek, zorla alınıp batı bölgelerine gönderilecek ve oralara zorunlu olarak yerleştirileceklerdi.

    Devamında Kemal Arı Atatürk’ün ; “Türkiye Cumhuriyeti Şeyler, Dervişler memleketi olmayacak” sözünden yola çıkarak o kanlı kalkışmanın arka perdesinde olup bitenleri.. Toprak Reformu gerçeği ve Feodalite'nin bölgede yıkılış çabalarından bahsetti. Konferansın ardından ADD Aydın Şubesi tarafından kendisine günün anısına çiçek takdim edilmiştir. Kemal Arı konferans salonundan ayrılmadan kitaplarını okurlarına imzalamış kısa bir söyleşide bulundu.

    ADD Aydın şubesinde canlı bir grup tarafından karşılanan Doç. Dr Kemal Arı burada da ilgili dinleyicilerin sorularını yanıtlamış, yapılan samimi sohbetin sonrasında canlı hatıralar bırakarak dernek üyeleri tarafından İzmir’e uğurlandı.

    img_6204.jpg

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim