• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274

    1997 yılı, kapıyı açtı ve...

    29.01.2009 08:55
    1997 yılı, kapıyı açtı ve...
    Bu bir insan hakkı gaspı hikâyesidir
    1997 yılı, kapıyı açtı ve... 1997 yılı, kapıyı açtı ve... 1997 yılı, kapıyı açtı ve...

    Adli bir yanlışlık nedeniyle hapse giren; ticari onurunu, işini, servetini ve ailesini yitiren Fuat Necdet Özerdil, 1 milyon liralık tazminat davasının sonucunu beklerken öldü. Kimsesizler mezarlığına gömüldü. Özerdil, onu hapse götüren "o gece" hatırlatıldığında "Bugün olsa, yine aynı şeyi yapardım" diyordu

    Üç gün önce Kadıköy sahilinde bir kafede oturanlar, zayıf, yaşlı bir adamın rahatsızlandığını gördü. Çevredekilerin haber vermesiyle gelen ambulans yaşlı adamı hastaneye götürdü. Ancak kurtuluşu yoktu. Akciğer kanseriydi ve artık ömrünün son anlarıydı... Öldü. Cesedi iki gün boyunca morgda bekledi. Geleni gideni yoktu. Böyle durumlarda hep yapıldığı gibi yaşlı adamın cenazesi "Kimsesizler Mezarlığı"na gömüldü.
    Cenaze töreninde sadece avukatı Cesim Parlak, Mezarlıklar Müdürlüğü"nce görevlendirilen bir imam ve diğer işçiler vardı. Avukatı cenazede saf tutmuştu çünkü 63 yaşındaki Fuat Necdet Özerdil, yanılan adaletin kurbanıydı. Yıllar önceki mutlu yaşamı "yanlış bir mahkeme kararı" nedeniyle kararmış, evini, ailesini kaybetmişti... Özerdil, sonu ölümle biten bir "pardon" hikâyesinin kahramanıydı.
    Özerdil"in Kimsesizler Mezarlığı"nda biten hikâyesi 1946 yılında İstanbul Kadıköy"de başladı. Ticarete atıldı. Emlak piyasasında tanınan ve saygı duyulan bir isim oldu. Önemli inşaatların müteahhitliğini yürütüyordu. İlk evliliğini bir Demokrat Parti dönemi bakanının kızıyla yaptı. Düğün fotoğraflarında Celal Bayar"ın da olması güzel bir anıydı. Yıllar sonra ikinci evliliğini yaptı, bir kızı oldu.

    1997 yılı, kapıyı açtı ve...
    Hayatı güzel gidiyordu. Ta ki 1997 yılı Mart ayında gece vakti evinin kapısı çalınana kadar. Kapıyı açtığında, işlerinde ofisboy olarak çalışan genç bir çocuğu kanlar içinde gördü. Neler olduğunu anlamaya çalışırken, bir yandan da genç adamı hastaneye yetiştirmeye çalışıyordu. Hastaneye gittiklerinde durum polise bildirildi. Sonradan ortaya çıktı ki, yanında çalışan elemanı bir kavgaya karışmış ve Mansur Ekşi isimli bir kişinin ölümüne neden olmuştu. Polisler Özerdil"i de gözaltına aldı. Cinayete yardım etmekle suçlanıyordu. Dört gün süren sorgusunda suçlamayı kabul etmedi.
    Ancak çıkarıldığı mahkemede "tutuklandı." Yaşadıklarına inanamıyordu. Kendisini görmeye gelen ailesine yakınlarına bir yanlış anlaşılma olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkacağını söylüyordu.
    Aradan zaman geçiyor ancak Özerdil, umutla beklediği özgürlüğüne kavuşamıyordu. Savunmasını üstlenen avukatları suçunu itiraf etmesi halinde cezasının düşeceğini söylediği halde, bunu kabul etmiyordu. Bir gün aklanacağından emindi. Cezaevinde geçen süre yaşamını altüst ediyordu. Kızı iyi bir üniversiteyi kazanmıştı. Durumunun kızının itibarını sarstığını düşünüyordu. Ailesinin kendisinden uzak kalmasının, onlar için daha iyi olacağına inanmıştı. Böylece ilişkileri soğumaya başladı. Geleni gideni azalıyordu. Dışarıdan gelen haberlerse kötüydü. Ortakları gayrımenkullerini satıyor, malvarlığı eridikçe eriyordu.
    2000 yılında karar duruşması yapıldı. 16 yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından "suçu işlediği sabit görülmediğini, beraat kararı verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozdu. Bu arada dört yıl süren tutukluluğun ardından Özerdil serbest bırakıldı. Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2007 günü görülen duruşmada Özerdil"in beraatına karar verdi.
    Adalet "pardon" demişti ancak kaybettiklerini geri getirmesi imkânsızdı. Avukat Cesim Parlak"ın yanına gittiğinde, tazminat davası açmaya karar verdiler. "Haksız tutuklama" nedeniyle 1 milyon lira tazminat istemiyle 2007"de dava açıldı. Umudunu bu davaya bağlamıştı ancak bu kez adalet geciktikçe gecikiyordu. Kendine güveni kaybolmuştu, korkuyordu da. Yeniden cezaevine girebileceğinden korkuyordu. Yakın çevresine “Ticaret yapacak melekelerimi yitirdim” diyordu. Kalacak yeri yoktu. Kadıköy"deki Balon Kafe"nin sahipleri orada kalmasına izin vermişti. Hikâyesini anlattığı kişiler, “Keşke çocuğu hastaneye götürmeseydin” dediğinde, “Ya kapıyı yüzüne kapatacaktım ya da yaralıydı hastaneye götürecektim. İkincisi seçtim. Yine yapardım” diyordu.
    Geçen cuma akşamı Balon Kafe"de otururken fenalaştı. Vücuduna yayılan kanser zaten uzun zamandır rahat vermiyordu. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi"ne kaldırıldı. Ancak tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı. Cenazesi hastane morgunda iki gün bekledi. Ne gelen vardı ne giden. "Kimsesizler Mezarlığı"na defnedilmesine karar verildi. Törende tazminat davasını sürdüren avukatı Cesim Parlak, Mezarlıklar Müdürlüğü"nce görevlendirilen bir imam, kafenin bazı çalışanları ve işçiler vardı... Geriye kalansa "hazin hikâyesi" oldu.

    MİLLİYET

    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim