• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490

    10 bin yıllık kalıntılar çıktı

    30.01.2011 11:51
    10 bin yıllık kalıntılar çıktı
    Aydın İlinin Söke, Koçarlı, Karpuzlu ve Çine ilçeleriyle, Muğla İlinin Milas ilçesi arasında bulunan eşsiz güzellikteki bir doğa harikası olan Beşparmak Dağları, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar ulaşan tarihsel buluntulara da ev sahipliği yapıyor.
    10 bin yıllık kalıntılar çıktı 10 bin yıllık kalıntılar çıktı 10 bin yıllık kalıntılar çıktı

    Aydın İlinin Söke, Koçarlı, Karpuzlu ve Çine ilçeleriyle, Muğla İlinin Milas ilçesi arasında bulunan eşsiz güzellikteki bir doğa harikası olan Beşparmak Dağları, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar ulaşan tarihsel buluntulara da ev sahipliği yapıyor. Beşparmak Dağları"nda bulunan bitki çeşitliliğini, yaban hayatını, yırtıcı kuşları, otantik köyleri, eski zeytin işliklerini, tarihi buluntuları, manastırları, tarih öncesi kaya resimlerini araştırmaya devam eden Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Kayabükü bölgesinde çok önemli antik kalıntılar tespit etti. Tespiti yapılan antik kalıntılar görüntü ve fotoğraf altına alınarak Milas Müze Müdürlüğü"ne teslim edildi.
    Geniş bir alana yayılan ve Batı Menteşe Dağları"nın bir uzantısı olan Beşparmak Dağları, kültürel açıdan birçok antik yerleşim yerine sahiptir. Herakleia, Latmos, Labranda, Euromos, Alinda, Alabanda, Myus antik yerleşim yerleriyle birlikte, birçok manastır ve kale yapıları, antik döşeme yol ağları dağın her yanını sarmıştır. Bu dağlarda kayıtlı tescil edilmiş ören yerleri haricinde, tescil edilmeyi ve keşfedilmeyi bekleyen daha birçok kalıntılar bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Beşparmak Dağları" nın güneyinde bulunan Kayabükü yerleşkesidir. Anadolu Parsı"yla ilgili Kayabükü Köyü"nde araştırma yapan Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği üyeleri, köyün ilk adının Ören, daha sonra Viran ve en sonunda Kayabükü olduğunu belirledi. Yapılan araştırmada, buluntuların olduğu bölgede esrarengiz birçok kayayla karşılaşıldı. EKODOSD tarafından yapılan açıklamada, “ Kalıntıların olduğu bölgede büyük bir ana kayanın olduğunu gördük. Ana kayanın çevresine yayılan birçok sur duvarları ve yerleşim yerlerine ait kalıntılar vardı. Ana kayanın inilen ve çıkılan her bölümünde, kayaya yontulmuş merdivenlerin olduğunu gördük. Yöre taşlarından yapılmış, muhtemelen depremle yıkılmış taşlar çevredeki alana dağılmış durumdaydı. Birçok yerde kaya mezarları vardı, mezar kapaklarının birisinin üzerinde ilginç figürler bulunmaktaydı. Antik Dönemde burada yaşayanların inip çıkabilmek için, ana kayanın her tarafına merdiven oyduklarını gördük. Genellikle büyük ana kayanın üzerine ve çevresine yapılan bu yapılar, büyük olasılıkla kendilerine savunmak ve vahşi hayvanlardan korumak için yapılmıştı. Büyük ana kayanın altında oluşan derin su alanını, içindeki bazı taşlardan ve kayadaki hatıllardan dolayı havuz olarak kullandıklarını tahmin ediyoruz “ denildi.
    EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, “ Bölgeyi iyi bilen yaşlı çoban, 50 yıl önce kalıntıların olduğu yerde keçilerini yayarken bir tünele girdiğini, tüneldeki bir ayının hızla dışarı fırlarken kendisini hafif bir şekilde yaraladığını ve çok korktuğunu söyledi. Tüneli göstermesini istediğimizde, vadinin çok dik olduğunu, inemeyeceğini ve aradan 50 yıl geçtiği için tam olarak vadinin neresinde olduğunu hatırlayamadığını söyledi. Vadide gökten yağmış gibi duran devasa kayaların arasında, bir yol olmadığını fark ettik. Her taraf kayalarla dolu ve her kayanın altından girintiler devam ediyordu. Her girintinin altından devam ederek, tüneli bulmaya çalıştık. Kayaların üzerinden atlayarak yorucu bir uğraştan sonra, birçok kaya oyuklarına girip çıkarak sonunda tünelin ağzını bulduk. Bazı yerlerde aşağı inmek için, Antik Dönem insanları tarafından düzgün yöre taşlarından yapılan merdivenleri kullandık. Birçok bölümü karanlık olan tünelin içinde fenerle yürüdük. Kayaların olmadığı bölümlerde, olasılıkla dıştan görülmesini engellemek için duvar şeklinde örüldüğünü gördük. Bazı bölümlerin blok kayalarla çevrili olduğunu ve iki kayanın arasından tünelin devam ettiğini tespit ettik. Taş merdivenlerden zemin kata indiğimizde bir derenin aktığını gördük. Kaygan bir zemin olduğu için dere yatağına inmedik. Antik Dönem"de burada yaşayan insanların sularını temin maksadıyla tüneli yaptıklarını tahmin ediyoruz. Vadideki su yatağına kayaların arasından inen bir alanda, tanıdık bir yapıyla karşılaştık. Önceki yıllarda dağın kuzey bölgesinde yaptığımız araştırmalarda bulduğumuz Anadolu parslarını avlamada kullanılan kaplan kapanlarından 1 tanesini burada tespit ettik. Taş tuzak aynı sistem ve aynı özelliklere sahipti “ dedi.
    Buradaki tuzağın diğerlerinden farklı olarak, üzerinde gözlem yapılacak büyüklükte deliği olan bir taş gördüklerine dikkati çeken EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, “ Tuzağın ağzına yerleştirdiğimiz taşın, ölçüleri birebir oturdu. Tuzağın içindeki eti yemeye gelen parsı, içeri girdikten sonra hapsetmek için bu taşı kapan ağzı olarak koyduklarını düşünüyoruz. Parsın aç ve susuz bir şekilde ölüp-ölmediğini anlamak içinde, delikten içeri gözlediklerini tahmin ediyoruz. Daha önce bulduğumuz taş tuzakların hangi dönemde yapıldıklarını çözemiyorduk. Burada tespit ettiğimiz kalıntıların tarihi belirlendiğinde, taş tuzakların döneminin de belli olacağını düşünüyoruz. Farklı bir coğrafyası ve muhteşem bir manzarası olan bölgedeki hayat binlerce yıldır devam ediyor. Ancak herkes köye yerleştiğinden alandaki doğaya uyumlu yöre taşlarından yapılan eski Yörük evlerinde artık kalan yok. Köydeki genç nüfus para kazanmak ve daha iyi koşullarda yaşamak için Bodrum"a çalışmaya gidiyor. O yüzden nüfus 200"e düşmüş. Köyde yaşayanlar geçimlerini zeytincilik, fıstık çamı, arıcılık ve hayvancılıktan karşılıyorlar. Çocuk nüfusu iyice azaldığından, kalan çocuklar eğitim için taşımalı olarak Selimiye"ye gidiyorlar. Bölgenin farklı bir coğrafyası olduğu kadar, farklı bir iklime de sahip. Ocak ayında olmasına rağmen dağ laleleri, papatyalar ve kır çiçekleri her tarafı sarmış durumda. Kayıtlarda olmayan kalıntıların hangi döneme ve uygarlığa ait olduğunu, arkeoloji dünyasındaki bilim insanları çözecektir. Tarihi kalıntıların araştırılması, kayıt altına alınarak tescil edilmesi, korunması ve tanıtılması için, bir yazıyla müracaat ederek alanla ilgili fotoğrafların olduğu bir CD"yi Milas Müze Müdürlüğü"ne gönderdik.
    Kültür varlıklarımızın korunmasındaki en önemli görev ülkemiz insanının kültürel geçmişini tanıması, benimsemesi, bu eserlerin önemlerini algılamaları ve bu zenginliklerden gurur duymalarıdır. Kutsal dağın emanetlerinin gelecek nesillere aktarılması için, korunmaları konusunda herkesin duyarlılık göstereceğini umuyoruz “ diye konuştu.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim