• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009

    Yusuf Dalgın'ı kim öldürdü?

    25.04.2011 07:40
     Yusuf Dalgını kim öldürdü?
    Normalde bu köşede siyaset okursunuz. Ancak taksici Yusuf’un mide ağrısıyla gittiği Taksim Hastanesi’nde sevk alamadığı için göz göre göre ölmesi, siyasi mitingler ve seçim kulisleri kadar önemli...
     Yusuf Dalgın'ı kim öldürdü?  Yusuf Dalgın'ı kim öldürdü?  Yusuf Dalgın'ı kim öldürdü?

     

         
     
     
     
    Cuma öğleden sonra, dışarıda bahar havası, İstanbul sokaklarına haftasonu cıvıltısı başlamışken, bir hayat ellerimizden uçuverdi. Bürokratik kargaşa, benim de içinde olduğum panikli telefon konuşmaları, sağlık mevzuatı, ilgililerin ilgisizliği ve İstanbul trafiği derken birkaç saat içinde bir insancık yokoluverdi bu şehrin siluetinden...
    Tanıştırayım, Yusuf Dalgın. Taksi şoförü,  3 erkek evlat babası, Ortaköy esnafının sevilen isimlerinden.
    Cuma sabahı erken saatlerde ağır mide ağrısıyla Taksim (İlkyardım) Hastanesi’ne kaldırıldı.
    Tam 12 saat sonra nihayetinde teşhis konulduğunda, “Bağırsaklara acil ameliyat gerekiyor. Hemen ameliyat olmazsanız 10 saat içinde bağırsak zehirlenmesinden öleceksiniz. Ama ameliyatı bu hastanede yapamayız” dendi.
    Fakat İstanbul’da hiçbir hastane Taksim’in “sevk” talebini onaylamadığı için, Çapa’dan Cerrahpaşa’ya devlet hastaneleri bir bir “Doluyuz” diye Yusuf Dalgın’ı reddettiği için, hastaneye varışından tam 16 saat sonra Taksim İlkyardım’da son nefesini verdi.
    Cumartesi günü öğle namazı sonrası Ortaköy Dereboyu Camii’nde cenazesi kaldırıldığında, henüz 59 yaşındaydı...
    Şimdi film karesini başa sarıp, sizlere mide ağrısıyla bir devlet hastanesine gidip 24 saat geçmeden oradan ölüsü çıkan Yusuf Dalgın tüyler ürperten öyküsünü, bizzat tanığı olduğum detaylarla aktaracağım.
     
    “Midem neden ağrıyor?”
    Yusuf Dalgın, Cuma sabaha karşı 4’de ağır mide ağrısıyla Ortaköy’deki evinden eşiyle birlikte Taksim İlkyardım Hastanesi’ne geldiğinde, derdinin kalp olmadığını biliyor, ancak ne olduğunu kestiremiyordu. Acil’de yapılan kan testinde bir şey çıkmayınca, Acil’den çıkarılarak diğer yataklı hastaların olduğu bir odaya alındı. Ancak ağrıdan kıvranıyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu. Sabahı sabah etti. Ertesi gün yapılan ultrason da temiz çıktığında, saat Cuma öğle vaktini bulmuş, Yusuf Bey’den onlarca defa kan alınmış, ama henüz bir teşhis belirmemişti. Sahi neydi bu mide ağrısı? Hastanedeki doktorlar çareyi 1:30’da tomografi çektirmekte buldular.
     
    “10 saat içinde ölebilir”
    Tomografi sonucu geldiğinde, hastanın girişinden bu yana 12 saat geçmiş, Cuma öğleden sonra saat 4:30 olmuştu. Tomografide Yusuf Dalgın’ın bağırsaklarına giden ana damarın tıkandığı, bu yüzden bağırsaklarının bir bölümünde “çürüme” olduğu, o bölümün alınması ve tıkalı damarın bir kataterle açılması gerektiği ortaya çıktı. Yusuf Dalgın ve ailesine, “10 saat içinde ameliyat olmazsanız bağırsak çürüyecek ve hastanız ölür” denildi.
    Ancak doktorlar, bunun için gereken uzmanlığın Taksim hastanesinde olmadığını da belirttiler.
     
    Bu, kısaca “sevk” demekti!
    “Sevk,” devlet hastanesi yüzü görmüş vatandaşlar için dünyanın en korkulu laflarından. Aslında Sağlık Bakanlığı hastaneler arasında sevk işlemlerini kağıt üzerinde nispeten kolaylaştırmış olsa da, pratikte  İstanbul’un tıkma tıkış devlet hastaneleri arasında hastaların nakli kabusa dönüşebiliyor. Yine de Yusuf Dalgın’ın başına gelenler, sağlık bürokrasisinde bile az rastlanır cinsten bir hoyratlık, mevzuatının ruhunu kemiren bir  vurdumduymazlığı su yüzüne çıkarıyor.
     
    “Siz bir torpil bulun”
    Arif Dalgın anlatıyor: “Taksim’deki yetkililer bize gelip aradıkları hastanelerin sevk talebini kabul etmediğini söyledi. Abimin ambulansla başka bir hastaneye nakledilmesi için karşıdan “kabul” gelmesi gerekiyormuş, Ama Çapa’dan Cerrahpaşa’ya Taksim’in aradığı tüm hastaneler yoğun bakımlarının dolu olduğunu söyledi. Hastane de bize, bizim yapabileceğimiz başka bir şey kalmadı, siz de tanıdık birilerini arayın, dedi.”
    Hastanenin, “Siz de torpil arayın” ve “Sevki kabul edecek tanıdık doktor lazım” tavsiyeleri üzerine Dalgın ailesi Cuma akşamüstü hummalı bir doktor arayışına başladı. Tanıdıklar aranıyor, her halinden gittikçe kötüleştiği Yusuf Bey’i kurtarmak için formüller düşünülüyordu. Kartal’da alüminyum firması olan erkek kardeşi Arif Dalgın, iş ortağını hemen kalp ve damar cerrahisi konusunda yoğunlaşan Kartal Koşuyolu Hastanesi’ne yolladı.
    Koşuyolu Hastanesi Taksim’in sevk talebine “red” cevabı vermiş olmasına karşın, oradaki yetkililer hastaya bakabileceklerini söyledi. Hatta bir doktor bulundu, cep telefonu alındı.
    Ancak Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu 112 Komuta kontrol Merkezi aracılığıyla yeniden yapılan “sevk” talebi, bir kez daha reddedildi. Çapa, Cerrahpaşa ve diğer devlet hastaneleri de sevk taleplerini bir bir reddetti.
     
    Acil’e kapıya dayansak?
    Bu kez Taksim’deki yetkililer Dalgın ailesine, “özel ambulans” tutarak “Cerrahpaşa ya da Çapa’nın kapısına dayanma” seçeneğini sundu. (Devlet ambulansı ancak sevk kağıdı varsa hastayı götürüyor.) Acil servisler ve yoğun bakım üniteleri, kapılarına gelen bir hastayı kabul etmek zorunda; ancak pratikte kabul edileceğinin garantisi yok.
    Dalgın ailesi, Yusuf Dalgın’ın durumu ihtisas gerektirdiği için ve daha önce aynı hastaneler “yoğun bakım ünitemiz dolu” dediği için “kapıya dayanmak” seçeneğinin riskli buldu. İşin ucunda ambulans içinde hastane hastane dolaşma riski vardı. Ama yine de denemeye karar verdiler. Fakat gel gör ki, aradıkları özel ambulans şirketi “sevk kabul” kararı olmadan hastayı götürmeye yanaşmıyor. Özel ambulans şirketleri belli ki kapı kapı dolaşma riskini almak istemiyordu.
    Bunun üzerine aile, maddi imkanları zorlayıp, doğrudan özel hastane seçeneğini düşünmeye başladı.  Dakikalar ilerledikçe bir yandan durumu ağırlaşan baba başka hastalarla paylaştığı odada kıvranırken, hangi özel hastaneye nasıl yatırılabileceğini, maliyetin ne olacağın araştırıldı. Tandıdıkların, tanıdıkların tanıdıklarının bilgileriyle 20 binden 150 bine kadar rakamlar havada uçuşuyordu.
     
    Çapa santrali ne sinir!
    Bu arada telefonlar, çalmaya devam etti. Ben de ailecek tanıdığım Recep’le saat 6 civarında konuştum. Çaresiz ve panikteydi. Durumun gittikçe ciddileştiğini, babasının sevk beklediğini ve Çapa ya da Cerrahpaşa’da tanıdık doktor aradıklarını anlattı. Nedense aklıma ilk olarak Milliyet’in deneyimli Haber Araştırma şefi Tunca Bengin’i aramak geldi. Tunca önce şaşırdı ve mevzuatı anlatıp, “Aslı, sistem böyle işlemiyor. Sizin doktor bulmanıza gerek yok. Merak etme hastane o sevk ve nakil işlemlerini kendisi yapmakla mükellef” dedi. 
    Ancak bu bilgiyi Recep’e aktardığımda, bırakın sevk işlemlerini, katta iyice ağırlaşan babasıyla ilgilenecek doktor bile kalmamıştı. Arif Bey o saniyeleri “Sanki abimin öleceğini anladılar, katta bir hemşire dışında kimse kalmadı” diye hatırlıyor.
    Ben ve ailenin yakınları telefonda şöför Yusuf’u kurtarabilmek için zamanla yarışıyorduk. Annesi doktor olan bir arkadaşımdan Çapa ve Cerrahpaşa kalp ve damar bölüm başkanlarının isimlerini aldım, ancak cep telefonlarını bir türlü bulamıyordum. Aradığım insanlar ya trafikte, ya da meşguldü. Hastane santralinin “Çocuk cerrahisini arıyorsanız bire, acil için ikiye...” diye başlayan otomatik telefon mesajı ise, sinir bozucu olmanın ötesinde işe yaramadı. 
    Sonunda “torpil” bulunduğunda, zaten Dalgın ailesi bütün kağıtları imzalayıp Yusuf Bey’i hastaneden çıkarmaya, olmazsa arabayla Çapa ya da Cerrahpaşa’ya götürmeye çoktan karar vermişti. Adamcağız odasında bir koltukta, ağzında oksijen maskesi, “Dayanamıyorum artık beni ne zaman götüreceksiniz. Nolur! Bu ağrıdansa ameliyat masasına öleyim razıyım” diyordu. Ama aile dışında başında ne bir hemşire, ne bir doktor vardı...
    O sırada, beklenmedik bir şey oldu. Dalgın’ın diğer oğlu Gürhan, “Koşun koşun babama bir şey oluyor” diye bağırmaya başladığında, saatler akşam 7’yi gösteriyordu. Bağırsakları neredeyse 15 saat önce iflas eden Yusuf Dalgın’ın vücudu artık kendi kendini zehirlemeye başlamış, yüzü bembeyaz olmuş, ağzından sıvı çıkmaya başlamıştı. Aile, “Dili dışarı çıktı, neredeyse 2-3 litre sıvı boşalttı” diye anlatıyor o korkulu dakikaları.
    Ondan sonrası hazin: Aniden beliren sağlık personeli, odadaki diğer hastaları gecelikleriyle dışarı çıkartıp acil müdahalede bulunmaya çalışıyor. Kapılar kapanıyor, doktorların “Aspiratör lazım!” çığlıkları duyuluyor.  Aspiratör aşağı kattan geliyor.
    15 dakika sonra aynı kapı yeniden açıldığında, Dalgın Ailesi 16 saat önce kurtarmak için hastaneye getirdikleri Yusuf Dalgın’dan son haberi alıyor: “Başınız sağolsun. Maalesef kaybettik.”
    59 yaşında... Epikriz raporuna göre ölüm sebebi “kalp yetmezliği,” gerçekte ise kalp değil sağlık sisteminin iflası...
     
     
     
     
     
    İstanbul’da Yusuf Dalgın’ın “sevk” talebini kabul eden devlet hastanesi çıkmadı. Ölüm raporu, kalp  yetmezliği diyor...
     
     
     
    Bunu neden yazıyorum?
    Normalde bu köşede siyaset, zaman zaman da dış politika kulisleri görmeye alışıksınız; günlük yaşama dair kareler  ya da kendi hayatımdan detaylara neredeyse hiç yer vermem. 
    Ancak Yusuf Amca’nın başına gelenler, bir anlamda bütün siyaset kulislerinden, seçim beyannamelerinden, kamuoyu yoklamalarından daha önemli. Çünkü insana dair...
    Dalgın’ın büyük oğlu Recep dün telefonda, “Yaşadıklarımız bilinsin istiyorum. Biz babamızı kaybettik, ama belki duyulursa bir şeyler yapılır, başka insanlar gözü yaşlı, babasız, evlatsız kalmaz” deyince, tereddütsüz bu gün bu köşeyi ona ayırmaya karar verdim.
    Dalgın’ı kurtarmak için son saniyeye kadar “torpil” ve  hastane bulmak için çırpınan kardeşi Arif Dalgın’a bu düşüncemi aktardığımda, sadece “Kabul edemediğim, abime hiç yakıştıramadığım bir ölüm bu. Sanki gelişmemiş ülkelerdeki insanların yaşadığı tarz bir ölüm. Bizler bu acıyı çektik ama başkaları çekmesin” diyebildi...
     
    milliyet
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim